Tiyatroları neden özelleştireceğini anlatan Tayyip Erdoğan atanamayan edebiyat öğretmenlerinin yüzünü güldürdü… Bunlar bu elit, aydın tayfa “sanatı sanat için yaparlar” diye buyurdu bu kez de.
Neymiş, aydınlar, sanatçılar “millet”e parmak sallıyorlarmış, neymiş, milleti küçümseme, hizaya sokma dönemi bitmiş. Neymiş, halkı bir kaşık suda boğamazmışlar…
Yani esasında neymiş; yeri gelince hemen ve de anında halktan olabilme “özel yeteneği” ile donatılmış AKP zihniyeti, kendilerine sallanan parmağın adresini hemen şaşırtmaya çalışıyormuş! Çünkü bu ülkede tiyatrolarına, sanata sahip çıkma iradesi gösterebilen aydın ve sanatçı kimseler varmış. Tayyip de bu kez “ben de çıkartır, 10 bin muhafazakar sanatçı yürütürüm” diyemezmiş… Çünkü öyle bir şey yokmuş…
Tayyip: Sanat para içindir, egomu da tatmin ederse tadından yenmez.
“Buyursunlar artık devlete değil o aşağıladıkları millete dayansınlar” işte buna bilinçaltının kendini ele vermesi denir demek isterdik ama sıradan AKP fütursuzluğu demek yerinde olacaktır… Aslında diyor ki; özelleştirelim de bir rahatlasın canım “Devlet”. “Millet”e gelince, o zaten benim yaptığım her işten en zararlı çıkandır… Benim bilimim, eğitimim kadar sanatım da paradır. Her şeyim paradır. Para da her şeyimdir… “Milletin tercihlerini aşağılama dönemi geride kaldı” işte bu da şu demek; bu millet beni tercih etti sen bunu ancak ve ancak şakşaklayabilirsin… Yoksa ne mi yaparım; devletin manevi şahsiyetini tahkir ve tezyif etmekten hepinizi içeriye tıktırırım. Nasılsa oralar da benim… Benim iki dudağımın arasında… Sanatını yaparken önce Başbakanının “ego”sunu düşüneceksin yani. O da oyunları beğenirse sponsor ayarlayacak… Müjde olsun gerçek sanatçılara, artık “Tekbir” sponsorluğunda Shakespeare devri resmen başlayacak yani.
Devlet tiyatro sahnesinden çekiliyor!?
Şimdi eğer bu ülkede sanatın nasıl şartlar altında yapıldığını, emekçi yoksul halk kesimlerinin sanattan muaf tutulduklarını, bunun da devlet eliyle yapıldığını, sanatçıların üzerindeki baskıyı düşünürsek, derdik ki “oh be devlet, tiyatro sahnesinden çekiliyormuş…“Sahi ne işiniz vardı ki sahnede yani oyuncu musunuz diye sormazlar mı size? Gerçi “one minute” performansı Hamlet’e taş çıkarmaz mıydı? Çıkarırdı elbet… Oyunculuk da sahtekarlık oldu sayenizde… Heeeee bu sahne başka sahne bu sahne “özelleştirmeden, duramıyorum” sahnesi o zaman işler değişiyor elbet, Devlet yani bu kez başrolü oynuyor. Yani sahneye en güzel kostümüyle çıkıyor AKP. Bir de “alkışlarla yaşıyorum” sahnesi var. Yani AKP ayan beyan; “ beni alkışlamazsan seni yaşatmam oğlum” diyor.
Sende yarım porsiyon akıl-fikir yok!
Hoş kendileriyle sanat konuşmak için öncelikle İskender Pala’nın 20 Ciltlik Muhafazakâr Sanat Ansiklopedisini tamamlaması, sonra da Zaman’ın ücretsiz ekimizdir diye, Nihat Doğan CD’si ile dağıtması gerekiyor ama biz gene de Cem Karaca’dan yaptığı alıntıya gülmeden geçmeyelim. Buyurmuş ki; rahmetli Cem Karaca bunlara yarım porsiyon aydın diyordu… Vallahi sen de yarım porsiyon akıl fikir yok… Ya da şöyle de diyelim “akılsızsın sen, fikirsiz kal” şimdi gerçi hak da vermek gerek 140 milyon TL para çıkart koskoca devletin “hazine”sinden o da sana 4 Milyon olarak geri dönsün… Karsız teşvik mi olur… Biz de ne dedik bunları özelleştirelim ki “millet”imizi sanata teşvik edelim… İşte akılsız başın cezasını “ayak”lar çeker.
Gene hatırlatalım o halde: “Ayaklar baş olursa tersyüz olur dünya” yani biz bu dünyaya çekmeye gelmedik, alaşağı etmeye geldik akılsız başları…
* Yazı tersyuz.org adresinden alınmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder