İstanbul Şehir Tiyatroları ve Devlet Tiyatroları özelleştirilmesin diye başlatılan sanat maratonu, tiyatrocuların direnişi, sahne üzerinde sürüyor. 3. günü haftanın ilk gününe rastlayan maratonda akşam saatleri en kalabalık seyirci kitlesiyle karşılaştı. Soluksuz devam eden “özgür sanat maratonu” sahnesi oldukça hareketli bir programla seyircilerin dikkatini hiç eksiltmedi. Sevda ve Ferda Ereren “Üç Denizden Türküler” taşırken maratona, Karadeniz müziğinin karşı grubu Entu seyircinin coşkusunu zirveye taşıdı. Horon tepmeyen, dans etmeyen seyirciyi bırakmayan Entu, sahneden barış, umut ve aşk ile indi. Ardından sahnede beliren piyanoda Çiğdem Erken şarkıları yerini aldı. Her dakika kalabalığın arttığı pazartesi gecesinin en iyi oyunlarından biri Beyti Engin’in oyunculuğu ile güçlenen ‘Becket’in, Krapp’ın Son Bandı’ filminin tiyatroya uyarlaması oldu.
KIRAÇLI İŞÇİLERDEN DAYANIŞMA MESAJI
Maratonun 3. gününün unutulmaz notları arasına, Esenyurt’tan gelen Kıraç İşçi Derneğinin ziyareti yazıldı. Dernek adına işçilerden Serkan Demir’in mesajını sahneden Sanatçı Aslı Öngören okudu.Tüm alanlarda olduğu gibi kültür-sanat hayatında da taşeronlaşmaya gidildiğini söyleyen Öngören, Kıraçlı işçilerle ortak bir haksızlıkla karşı karşıya olduklarını söyleyerek, işçilerin desteğine teşekkür etti. Mesajın okunmasının ardından Özgürlük Parkı “Korkuya Karşı Özgür Sanat” sloganıyla çınladı. İşçilerin mesajı sabaha karşı saat üç sularında, tekrar sanatçılar tarafından okundu.
Maraton’daki enfes anların yaşandığı oyun ise “İstanbul Efendisi” oldu. Bol danslı, çok gülmeceli ve harika şarkıların oyuncular tarafından yorumlandığı müzikal, seyircilere “hiç bitmese” dedirtti. Tiyatrolarına sahip çıkmak için maratona gelenler, kendi hayatlarındaki dertlerin yerini müzikaldeki şarkılara eşlik etmeye, sahneden seyircilerin arasına karışan tiyatrocularla karşılıklı göbek atmaya bıraktı. Oyunun Yönetmeni Engin Alkan “İstanbul Efendisi”nin ardından 17. yüzyılda geçen hikayesiyle oyunun bugüne tüm farklılıklarımızla bir arada yaşamanın güzelliğini hatırlattığını söyledi. “Şehrin Tiyatrosu Yok Edilemez” sloganları arasında bitirilen oyunun ardından “Pletonyaya” oyunuyla Sanatçı Jülide Kural sahne aldı. Tek kişilik oyundaki performansıyla Kural, çok alkışlandı. Güvenç Dağüstün’le gecenin şenlendiği maratonda, yine sabahlar olmadı. Sabah dört sularındaysa bir boşluk olduğunu öğrenen seyirciler kendilerini sahneye attı. Melih Taşçı’nın piyanoyla eşlik ettiği seyirciler şarkılar söyleyerek sabahladı.
BİZLER YILLARDIR DEMOKRASİ MARATONUNDAYIZ!
4. günde sabahın ilgi çeken oyunu kadınlar için sahnelenen Forum Tiyatrosu oldu. İnteraktif olmasından dolayı kadınların kendi itirazlarıyla sahneye çıkmasını sağlayan tiyatro seyirci için farklı bir deneyim de oldu. Kadınlık hallerini, dertlerini her kadının kendi çözüm yoluyla bir tartışma alanı yaratan Forum Tiyatro bu bakımdan çok başarılıydı. Aslı Öngören ve Gözde Gülay şiir-müzik dinletileriyle içimize işlerken, Hisseli Harikalar Kumpanyası da keyifli oyunlardandı. Yasemin Göksu’nun Rumeli türküleriyle estirdiği hava, maratoncuları ferahlatırken, sanatçının şu sözleri de alkışlarla karşılandı: “Burada bir Sanat Maratonu devam ediyor. Bizler zaten bu ülkede yıllardır bir demokrasi maratonu sürdürüyoruz. Ve umarım ipi hep beraber göğüsleyeceğiz.
Maratonun bugün programından sizlere bir seçki: Melih Taşçı-Piyano Resitali, “İnadına Yaşamak”tan Bir Bölüm, Kemal Kocatürk-Can Yücel’den Şiirler, Tiyatro Simurg-Madımak’tan çıkan Yazar, Muhalif Tiyatro-Şeyh Bedrettin, İlkay Akdağlı-Gitar dinletisi, Okuma Tiyatrosu, Karagöz Tiyatrosu..
ÇOCUKLARINIZA ANLATACAK ONURLU BİR HiKAYENİZ OLSUN
“Sanat Maratonu” her gün başka sanatçıların sahne almasıyla izleyiciye büyük bir zenginlik sunuyor. Özgürlük Parkı’ndaki sanat eyleminin katılımcıları tiyatroların özelleştirilmesine neden karşı olduklarını ve süreci gazetemize değerlendirdi.
Varolan gelişmeler hakkında seyirciler olarak neler diyeceksiniz?
Atilla Ceylan (İstanbul Seyirci Platformu): Şehir ve Devlet tiyatrolarıyla ilgili yapılan hükümet açıklamaları nedeniyle, seyirciler, böyle bir platform oluşturduk. Bir amaçla yola çıktık. Seyirci platformu da bu organizasyonun içinde elbette. Sanatçıların söylemek istedikleri şeylere destek olmak için yanlarındayız. Artık karar vericiler bizi muhatap alsınlar, sıkıntımız bu, seyirciler olarak işi yapandan bilgi alınmasını istiyoruz ve bu nedenle de sanat maratonuna destek veriyoruz.. Buradan da sesimizi duyurmaya çalışıyoruz.
Çocuklarınıza anlatacak onurlu bir hikayeniz olsun dediniz. Bunları bizimle paylaşır mısınız?
Cem Davran (Tiyatro Sanatçısı): Aslında şöyle; herkesin kendi kendine kaldığında hissettiği ama dillendiremediği şeyler, özellikle bu günlerde. İnsanların önünden dönemler, şanslar gelip geçiyor. Ben de bütün hayatımı tiyatroyla geçirdim. Özellikle de şehir tiyatrolarında geçirdim. Bugün bu konuda söylenmesi gereken şeyler var. Şimdi bunları dillendirebilme, söyleyebilme gücü varken; dillendirmemek, kendinizden çok çocuklarınıza haksızlık. Ben onlara namuslu bir miras bırakmak zorundayım. O mirasta, çok fazla para pul, lüks hayat olmasını önemsemiyorum. Ama bu tür şeyleri önemsiyorum. Bilsinler ki babaları, bir gün, bütün hayatını borçlu olduğu tiyatro için bir şeyler yaptı. O anda söylenmesi gereken şeyleri söyledi. Herkes için bunları söylüyorum. Bu dönemde tiyatrosuna sahip çıkmayan, özellikle de tiyatrocu arkadaşlara. Ama başta şehir tiyatrosu ve devlet tiyatrosunda, hayatları orada geçmiş, bu kurumlara borçlu olan arkadaşların, çocuklarına güzel bir hikaye anlatmak istiyorlarsa, bu kurumlara sahip çıkmaları gerekir. Niyetim buydu. Dostlara yakın arkadaşlara küçük bir çağrıydı.
Bundan sonra; maraton bitince, ne olmalı, neler yapılmalı?
Şu anda konuşulan şeyler, yıllardır, bizim de konuştuklarımız. Özelde Şehir Tiyatroları, Devlet Tiyatroları, ama genelde Türk Tiyatroları için atılması gereken adımlar vardı. Ama Şehir Tiyatrolarının yönetmeliğinin değiştirildiği bu süreçte, büyük yanlışlar yapıldı ve hepimizin tepkisine neden oldu. Şimdi bu yanlışı değiştirmeye çalışan insanlar da var. O yanlış doğruya doğru çevrilirse ne ala. Zaten istediğimiz şeylerdi. Zamana uygun, dünyaya uygun, gelişmiş demokratik ülkelerin sanatsal ve teknik standartlarına uymaya çalışan bir tiyatromuz olacak ülkemizde. Ama öncelikle yanlışların ortadan kaldırılması lazım. O yanlışlardan birincisi de, bu sürecin başlamasına neden olan da; şehir tiyatrolarının yönetmeliğidir. Bu yönetmelik belediye meclisinden geçti ve şu anda uygulanıyor. Yönetim kurulu toplanıyor, kararlar alıyor. Bunu herkes kabul etse de ben kabul edemem. İmkan yok. Muhsin Ertuğrul’un koltuğunda bir bürokrat. Bizim de katkımızı alın yanlışları düzeltelim. İçerikte çağa uygun, Muhsin Ertuğrul ve diğer ustalarımızın da işaret ettiği yarınlarda, bildiklerimiz var. Biz de onları katalım. Ama bu günkü durumu kabul etmek mümkün değil. Şu anda Şehir Tiyatroları Yönetim Kurulu başkanı bir bürokrat, Genel Sanat Yönetmeni bir bürokrat, yardımcısı bir bürokrat, onun altı aynı. Bunu kabul etmek mümkün değil. Bir arkadaşımız kabul etmiş mesela. Genel sanat yönetmeni, sıradan bir bürokratın altında görev kabul etmiş. Onu da dün sahneden uyardım. Bunların düzeltilmesi lazım. Ben akil insanların, durumu gören insanların da olduğunu düşünüyorum. Öfkeli değilim. Sadece biraz telaşlıyım. Umarım bu yanlıştan dönülür ve harika bir tiyatro ortamına döneriz.
BU TEK BAŞINA TİYATROLARA YÖNELİK BİR HAREKET DEĞİL
Tiyatrolarla ilgili sürece dair ne düşünüyorsunuz?
Levent Kırca (Tiyatro Sanatçısı): İnanılmaz bir şey tabii ki. İnanmak çok zor. Ama bu gün Türkiye’de öyle şeyler oluyor ki inanmakta güçlük çekiyoruz. Şaşkınlığa uğruyoruz. Şaşkınlıktan ağzımız burnumuz yamuldu. Onun için ben sadece tiyatroların kapanmasını tek başına bir mesele olarak görmüyorum. Bütünün bir parçası. Yani, ülke bir yere doğru gidiyor ve o yolculuk içinde olması gerekenler bir bir eylem halinde gerçekleşiyor. İşte heykeller yıkılıyor, Devlet Tiyatroları, Şehir Tiyatroları kapatılmaya çalışılıyor, gazeteler susturuluyor; yani sanat bütünüyle ele alınmış durumunda. Bunu tek başına tiyatrolara yönelik bir hareket olarak görmemek lazım. Bana gelince; ben bütün bu direnişlerin yanındayım. Gerek Sanatçılar Girişimi elemanı olarak, gerekse kendi başıma her yere koşuyorum. Türk Hava Yolları grevine de koştum gittim. Çünkü bu iş koşmak zorunda olduğumuz bir iş. Mecburuz. Türkiye Cumhuriyetine sahip çıkacağız. Sanata sanatçıya destek çıkacağız. İnsan haklarına destek çıkacağız. Destek olmak mecburiyetindeyiz. Çünkü sorun kendi sıkıntılarını yanında getiriyor. Sorunun bizatihi içinde olan kişiler, sanatçılar, duyarsız davranıyorlar, korkak davranıyorlar, başlarını çeviriyor, sessiz kalıyorlar. Bence bu bir mücadele. Bu mücadelenin içinde olmak zorundalar. Yoksa yarın çocuklarıyla, büyümüş torunlarıyla konuşurken çok yüzleri kızarır gibi geliyor bana. Onun için bu günler mücadele günleridir.
Buradan İstanbul’lulara çağrıda bulunmak ister misiniz?
Her şeyden evvel sanatçılara çağrıda bulunmak isterim. Sanatçı kendi sorununa sahip çıkmıyorsa, kendi mücadelesinin içinde değilse; İstanbul’lu ne yapsın. İki kişi kavga ediyorsa insan kavgayı ayırır. Henüz ortada bir kavga yoksa ne olacak İstanbulluyu çağırmak için kavganın taraflarını oluşturmak lazım. Önce kavgayı çıkarmak lazım. Ondan sonra da İstanbullu gelsin ayırsın. Onun için ben kavganın taraflarını mekana davet ediyorum. Sanatçıları, kendi sorunlarına, ülkenin sorunlarına sahip çıkmaya davet ediyorum. Geçen gün bir iş kadını bana dedi ki; Levent bey ben de sizinle aynı görüşteyim ama benim bir iş yerim var, 20 kişi çalışıyor. Çıkıp ortalığa konuşsam, iş yerimi kapatırlar. Bana ne tavsiye edersiniz. Dedim ki; kapatsınlar iş yerini. Sen bu gün iş yerini kapatmazsan yarın Türkiye Cumhuriyeti kapatılacak. Türkiye Cumhuriyetinin yanında senin iş yerinin lafı mı olur. Zaten o durumda senin iş yerin bile olmaz. Bu kadar bilgisiz, bu kadar bilinçsiz, bu kadar kültürsüz, bu kadar safiyane, bu kadar korkak ... Bir ülkede bunun mücadelesi böyle verilmez ki. Bu gün Silivri’de ve başka ceza evlerinde yüzlerce, binlerce Yurtsever Aydın hapishanelerde yatıyor.içerdeki bu suçsuz Aydınları ne kadar savunabiliyoruz. Milletin seçtiği vekiller hapishanede yatıyor. Ne yapıyoruz. Ben varım arkadaşlarım var. Diğerleri nerede. Halk Partisi nerede? Halk Partisi yığsa ya kitleleri oraya. Onun için bu iş teessüf etmekle, hayal kurmakla olmaz. Bizatihi eylem yapmak lazım. Eylemin içinde olmak lazım.
* Ayşen Güven\ Evrensel gazetesinden alınmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder