GÖZE ÇARPANLAR
BAKAN ŞAHİN'E 'YAŞAM BOYU HORMONLU DOMATES' ÖDÜLÜ
AKP, "Hormonlu Domates" ödülüne layık görüldü. İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin'e ise, "Yaşam Boyu Hormonlu Domates" ödülü verildi.
Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği tarafından 2005'ten beri LGBT Onur Haftası Kapsamı'nda homofobik ve transfobik kişi ile kurumlara verilen Hormonlu Domates Ödülleri sahiplerini buldu. Bu sene kurumlar arasında Hormonlu Domates Homofobi Ödülü'ne, LGBT bireylerin anayasa taleplerine kayıtsız kalan ve CHP ve BDP'nin eşcinsel hakları ile ilgili yasa önerisini "genel ahlaka aykırı, neslin korunmasına ters" diyerek, reddeden AKP layık görüldü. Sık sık ayrımcı söylemleri ile gündeme gelen İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin'e ise, "Yaşam Boyu Hormonlu Domates" ödülü verildi.
'Devrimci Domates' Gezmiş'e
Deniz Gezmiş'in ağabeyi Bora Gezmiş ise, Deniz Gezmiş ile yakın olduklarını ve beraber gazoz içtiklerini söyleyen Bülent Ersoy için ''Bir tek 'Gazoza ilaç attı' dememiş, o kalmış, çok ayıp'' dediği için "Devrimci Domates" ödülü verildi.
Medya Alanında Ödül Yeni Akit'e
Psikiyatri/Psikoloji alanında Dr. Yusuf Karaçay, din eksenli homofobik/transfobik ve heteroseksist açıklamaları için, basın / yazar alanında Ayşe Kulin, "Gizli Anların Yolcusu" kitabıyla eşcinsellerin dünyasını homofobik ve bilgisizce yansıttığı için, Siyasetçiler - Ankara alanında Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Türkiye'de gey belediye başkanı olmaması gerektiğini savunduğu için, Medya alanında ise Yeni Akit, LGBT birey ve kurumlara dönük nefret söylemi içerikli haberleri için transfobi ve homofobi ödüllerine layık görüldü.
Trans Bireyi Rencide Eden Mağazaya da 'Ödül'
Trans kadın bir bireyi erkek soyunma odasına sokmaya çalıştığı ve o trans bireyi rencide edecek davranışlarda bulunduğu için ise Taksim'deki Mango isimli giyim mağazası da ödüle layık bulunurken, sunucu İkbal Gürpınar da, eşcinsellere hasta demekle kalmayıp, onların büyük bir kısmının mutlaka bir erkek çocuğa tecavüz ettiğini söylediği için homofobi ödülü sahibi oldu. KKTC ise eşcinselliği suç sayan yasalar nedeni ile "Beynelmilel" alanında homofobi ödülü sahibi oldu.
(BirGün)
GÜNGÖR DİLMEN'İ KAYBETTİK
Türk tiyatrosuna Midas’ın Kulakları, Kurban, Deli Dumrul, Aşkımız Aksaray ’ın En Büyük Yangını gibi bir çok oyun kazandıran Dilmen’in geçirdiği bir bağırsak operasyonundan sonra yaklaşık gündür İzmir’de özel bir hastanede yoğun bakımda bulunduğu öğrenilen Dilmen’in yaşam mücadelesini kaybettiği duyuruldu.
İstanbul Şehir Tiyatroları'nda yönetmen yardımcılığı ve dramaturgluk yapan Dilmen'in 1959'da Sinema - Tiyatro Dergisi’nin açtığı yarışmada, yazdığı tek perdelik oyun Midas'ın Kulakları ile birincilik ödülünü kazanan Dilmen’in film senaryoları ve pek çok ödülü de bulunuyor.
GÜNGÖR DİLMEN KİMDİR?
Güngör Dilmen, 1960 yılında İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Klasik Filoloji Bölümünü bitirdi. Öğrencilik yıllarında geçici işlerde çalıştı. Fakülteden mezun olduktan sonra Tel-Aviv ve Atina'ya gitti; tiyatro alanında incelemeler yaptı. Sonra ABD 'nin Yale ve Washington Üniversitesinde tiyatro üzerine eğitim gördü (1961-1964). İstanbul Şehir Tiyatrosunda ve İstanbul Radyosunda çalıştı. İngiltere 'de Durham Üniversitesinde Doğu Dilleri okutmanı (1971), Eskişehir Anadolu Üniversitesinde öğretim görevlisi (1982) oldu. İlk yazılarında Güngör Kalyoncu imzasını kullandı.
İlk şiiri 1956'da Yücel dergisinde çıktı. Sinema-Tiyatro Dergisi'nin açtığı bir perdelik oyun yarışmasında Midas'ın Kulakları adlı oyunuyla ödül alınca sesini duyurdu.
Oyunları: Canlı Maymun Lokantası (1964), Midas'ın Kulakları (1965), Kurban, (1967), İttihat ve Terakki (1969), Ak Tanrılar (1976), Üç Oyun: Midas'ın Kulakları, Midas'ın Altınları, Midas'ın Kördüğümü (1978), Bağdat Hatun (1982), Hasan Sabbah (1983), Aşkımız Aksaray 'ın En Büyük Yangını (1988), Hakimiyet-i Milliye Aşevi (1991), Avcı Kavkap, Ayak Parmakları, Küpçü Hamit, Montezuma, Akad'ın Yayı, Anzavur, Deli Dumrul, Ben Anadolu , İnsan ve Devlet, Toplu Oyunlar (5 cilt, 1993-2000).
ÖDÜLLERİ
Sinema - Tiyatro Dergisi, 1959, Birincilik ödülü, Midas'ın Kulakları
Halkevleri Genel Merkezi, 1963, Şinasi Efendi Tiyatro Ödülü, Canlı Maymun Lokantası
İlhan İskender Armağanı, 1967, Kurban
Yunus Nadi Armağanı, 1970, Anzavur
Türk Dil Kurumu Ödülü, 1975, Ak Tanrılar
Muhsin Ertuğrul Oyun Ödülü, 1979, Deli Dumrul
Enka Sanat Ödülleri, 1984, Devlet Ve İnsan
Uluslararası Endüstri ve Ticaret Bankası Tiyatro Oyunu Yarışması, 1984, Birincilik, Ben Anadolu : Söylenceden Gerçeğe
Ulvi Uraz Tiyatro Ödülü, 1986, Ben Anadolu : Söylenceden Gerçeğe
İş Bankası Tiyatro Büyük Ödülü, 1988, Aşkımız Aksaray’ın En Büyük Yangını
İsmet Küntay Ödülü, 1990, Aşkımız Aksaray’ın En Büyük Yangını
Kültür Bakanlığı Ödülü, 1990, Troya İçinde Vurdular Beni
(Radikal)
EKŞİ SİNEMA, IMDB'YE ALTERNATİF 250 FİLMLİK BİR LİSTE HAZIRLADI!
EKŞİ Sinema, sinema seyircisini boyunduruğu altında tutan ‘Imdb Top 250’ listesine alternatif bir liste hazırladı. Sitenin kendi yazar kadrosu dışında çeşitli mecralarda yazan sinema yazarlarıyla birlikte hazırladığı listede sinema tarihinin olmazsa olmazlarının yanında sinema sahnesinin spot ışıklarından nasibini alamamış ve değeri tam olarak anlaşılamamış kült filmleri de hatırlatılıyor.
Beyazperde yazarlarından Kaan Karsan’ın kurucusu olduğu ve editörlüğünü yaptığı Ekşi Sinema’nın sinema tarihinin gölgede kalan eserlerine ışık tuttuğu listesi kült yönetmenlerin kült filmlerini ihtiva ediyor. Listedeki filmler listeyi oluşturan yazarların öznel görüşlerinden hareketle seçilerek kronolojik bir şekilde dizilmiş vaziyetteler.
Listeyi oluşturan yazar kadrosu Ekşi Sinema’nın 12 kişilik ana ekibinin yanısıra Ali Ercivan (Beyazperde), Ali Ulvi Uyanık (Milliyet Sanat), Cüneyt Cebenoyan (Bir Gün), Engin Ertan (Sinema), Janet Barış (Bianet), Kaya Özkaracalar (Altyazı), Kemal D. Yılmaz, Kerem Akça (Habertürk), Melis Behlil, Murat Emir Eren (Sinema), Murat Erşahin (Sinema), Sevin Okyay (Milliyet Sanat) ve Yeşim Tabak (Sabah) gibi isimlerden oluşuyor.
(Evrensel)
DÜNYA'NIN EN ESKİ ÇÖMLEĞİ BULUNDU
Amerikalı arkeologlar, Çin'in güneyinde yaptıkları kazılar sırasında dünyanın en eski çömlek parçalarını buldu.
"Science" dergisinde yayım-lanan makalede, Ciangsi eyaletinin Şianrendong Mağarası'nda bulunan çömlek parçalarının yaklaşık 20 bin yıllık olduğu belirtildi.
Çömleğin yemek pişirmek ve mayalı içecekler hazırlamak için kullanıldığı sanılıyor.
Kısa süre öncesine kadar ilk çanak ve çömleklerin yaklaşık 10 bin yıl önce, insanoğlunun ataları bir yerde uzun süre kalıp tarımla uğraşmaya başladıktan sonra yapıldığı düşünülüyordu.
Toprak kap yapımının sanılandan 10 bin yıl önce ilk kez Çin'de başladığını gösteren çömleğin 20 santimetre yüksekliğinde ve 15-25 santimetre çapında olduğu düşünülüyor.
(Cumhuriyet)
MİMESİS OLAYINDA İKİNCİ PERDE
MİMESİS Tiyatro/Çeviri Araştırma Dergisi’nin 19. sayısını müstehcen bularak iade eden Elazığ İl Halk Kütüphanesi’ne Elazığlı öğretmenlerin derneği ELOYDER (Elazığ Öğretmenler Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği)’in destek vermesi, yeni bir tartışmayı başlattı. Kamuoyu tarafından kınanan yasaklama tavrına karşı, derneğin kütüphane müdürünün aldığı kararı savunur mahiyette bildiri yayınlaması üzerine bir açıklama yapan Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Başkanı Üstün Akmen, “Derneğin açıklaması da durumun ‘vahametini” açıkça gösteriyor. Bu ülkenin insanlarını ‘muhafazakârlık’ kisvesi altında kendi normlarında tektipleştirmek istiyorlar. Olay, üç ebeveyn babanın anılan dergide yer alan M.Ö 411 yılında yazılmış bir tiyatro oyununu irdeleyen makaleye kaynak teşkil eden resimlerden kaynaklandı. Üç ebeveyn, Milattan Önce çanakları, çömlekleri, tabakları, bardakları süsleyen bu resimleri ‘müstehcen’ bulmuş. Yahu bre ‘baba’ bu dergi çocuklar için yayınlanmıyor ki” diyerek tepkisini sürdürdü.
Çocuklar için hazırlanmayan bir dergiyi “çocukların ahlakını bozucu” nitelikte bulan zihniyetin, televizyon kanallarında her gün “eş buluyoruz” bahanesiyle kadın pazarlamacılığı yapılmasına göz yumduğunu iddia eden Üstün Akmen, doktor olmaya aday tıp öğrencisi bağnaz kız öğrencilerin erkek kadavra üzerinde çalışmayı reddettiklerine de dikkat çekti. “Bunlar yakında tıp dergilerine de el atacak” diyen Üstün Akmen, “Havan dövücünün hınk deyicisi destekçi öğretmenlere de sormak isterim: Yahu hiç mi anatomi okumadınız? Cinsellikten bu korkunuz ne? Ahlak dediğiniz kavram, üç ‘baba’nın düşünce yapısı kadar ucuz mu” diye sordu. Akmen ayrıca, “Bağnazlık ortaçağı aştı aşacak, çağdaş olduğunu savunan Türkiye’nin kültür bakanlığının neden hâlâ sesi çıkmıyor” diyerek Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’a da seslendi.
(Evrensel)
''MÜSTEHCEN'' MAKALENİN YAZARINDAN MEKTUP VAR!
Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi tarafından yayınlanan tiyatro dergisi Mimesis'in yasaklanmasına ilişkin tepkiler sürerken, 'müstehcen' makalenin yazarı Sarah Culpepper Stroup Mimesis Dergisi'ne bir mektup gönderdi.
Sanata bakış açısıyla, 'Ders Niteliğinde' bir mektup yazan Stroup, Antik Yunan eserlerinin sansürlenmesinin absürtlüğüne dikkat çekerken, mektubunu 'Eğer Türkiye’deki insanlar bunun ülkedeki sanatın geleceğine dair olumsuz etkileri olacağı konusunda endişe duyuyorlarsa diyeceğim odur ki: Evet, sanırım duymalılar.' diyerek bitirdi.
İşte Sarah Culpepper Stroup'un Mimesis tarafından yayınlanan mektubu;
''Bu oldukça garip ancak kesinlikle talihsiz gelişmeyle ilgili benimle irtibata geçtiğiniz için çok teşekkür ederim.
Bunu çok sorunlu buluyorum. Bazı makaleleri okudum ve şuna katılıyorum: Sadece bir makalenin ve içeriğinin değil, klasik antikitenin kendisinin, paylaştığımız kültürel mirasın ve sahip olduğumuz Antik Yunan eserlerinin en önemlilerinden bazılarının (örneğin bu vazolar ve üzerlerindeki görsellerin) sansürlenmesi absürttür. Öte yandan belki de çok daha endişe verici olan tarihin -o tarihe ait sanat ve edebiyatın- ahlaki yönden değerlendirilmesi ve cinselleştirilmesidir.
''Oyun Ahlakla Değil Siyasetle İlgiliydi''
Elbette ki, Lysistrata ilk kez böyle olumsuz tepkiler almıyor. Kendisi, Antik Yunan drama sanatının başyapıtlarından biri olarak görüldüğü kadar, tarih boyunca -farklı sebeplerden ötürü de olsa- eleştiri konusu olagelmiştir. Oyun 411 yılında sahnelendikten sonra, Aristophanes, oyundaki savaş karşıtı ifadelerden dolayı Atinalı bir siyasetçi olan Kleon tarafından mahkemeye çıkarılmıştı. Mahkeme kararı oyunun “siyasi açıdan uygunsuz” olduğu yönündeydi. Ahlakla ilgili tek kelime bile edilmiyordu çünkü oyun ahlakla değil siyasetle ilgiliydi. Ne var ki halk, Aristophanes’in yanında yer aldı ve kolayca serbest bırakıldı.
1942 yılında, Nazi Partisi, Yunanistan’ı işgal ettiğinde oyunu yasakladı. Naziler oyundaki Atinalı kadınların cinselleştirilmiş tasvirlerinden MS.5. yüzyıldaki Atinalılar kadar rahatsız olmadılar elbette, ancak onların korkusu siyasi mesajları çok güçlü olan oyunun Yunan milliyetçiliğine ve direnişine katkıda bulunmasıydı.
1967 yılında ise Yunanistan’ın kendisi, savaş karşıtı temaları olan diğer oyunlar gibi bu oyunu da geçici olarak yasakladı.
20.yüzyıl başlarına gelindiğinde, oyun “arındırılmış” bir şekilde sansürlü olarak İngiltere ve ABD’de oynanıyordu. Makalemde yer alan görsellerdeki imgelerin sakince oturup çay içen tamamen giyimli kişileri temsil ettiklerini düşünün. Orijinalini İngiltere için fazla “iğrenç” bulan bazıları bu yeni formatı daha uygun buldular. Diğerleriyse bu halini fazla “evcilleştirilmiş ve uslu” buldular. Bense bu yorumların oyunun odağını tamamen gözden kaçırdığını düşünüyorum.
Bu, tarihin erken dönem Protestan bakış açısıyla ahlakçılığının işleri daha kötüye götürdüğünü düşünüyorum.
1954 yılında Lysistrata’nın resimli bir nüshası (Beardsley’in ya da Lindsay’in olabilir. İkincisi bende var ve ikisi de harikalar) “müstehcen” (belki de Yunanca “pornografik” terimi daha uygun bir ifade olabilirdi) bulunarak ABD Posta Servisi tarafından el konuldu.
Ve yakın zamanda -hatta şaşırtıcı derecede yakın bir zamanda, 1989’da- ABD’de, Florida’da oldukça muhafazakar bir dini grup metni “kadınların özgürleşmesi”ni desteklediği gerekçesiyle lise müfredatından çıkardı. (Chaucer’ınMiller’ınHikayesi de aynı şekilde hedef gösterildi.) İki çalışmanın “versiyonları” onları güçlü kılan ifadelerden arındırılmış bir şekilde hala raflardalar ancak artık önerilen okumalar arasında değiller.
''Cinsel İmalara Takılanlar Gerçeği Göremiyorlar''
Cinsellik imalı ağaçlara takılıp savaş karşıtı koca bir ormanı göremeyen bu cinsellik-takıntılı kişiler, bu oyunun evliliği ve cinsel perhizi desteklediği gerçeğini de gözden kaçırıyorlar.
''Resimlere Playboy Dergisi Gibi Bakmışlar''
Bütün bunlar bir yana, beni en çok şaşırtansa şu an oyunu inceleyen bir makalenin de sansürlenmiş olması. Görünen o ki makale, içeriğinden dolayı değil -ki şikâyet edenlerin makaleyi okuduklarını söyleyemem, sadece resimlere “Playboy gibi” bakmışlar- cinsel faaliyetleri imleyen Antik Yunan görselleri içerdiğinden dolayı şikâyet edilmiş. Bu makaledeki görsellerin, kadınların savaş karşıtı bir oyundaki sanatsal ve politik temsiliyeti tartışmasına destek sunmak adına kullanıldığı olgusu bu yazıyı sansür edenler açısından tamamen kaybolacaktır. Anlaşılan çıplaklık, bilimi ve sorgulamayı gölgede bırakıyor; modern ahlakçılık da tarihi olguları.
Ve antik dönemler üzerinde çalışan bir bilim insanı ve bu makalenin yazarı olarak benim en sorunlu bulduğum şey budur. Birilerinin makaledeki görselleri nahoş bulmasından özellikle rahatsız olmam. Bunlar “ucuz” sanatın tam tersi -içkili eğlencelerde kullanılan en kaliteli kapların üzerinde yer alıyorlar- ancak elbette gülümseme ve kıkırdaşmalara veya belki de ufak çapta şoklara sebep oluyorlar. Şunu da unutmayalım ki Lysistrata’ya ya da vazolardaki görsellere rağmen modern standartlarımıza göre Atinalılar oldukça muhafazakardırlar. Bu kaplar, 411 yılında seyircilerin çoğunu oluşturan yetişkin erkek vatandaşların alanı olan içki eğlencelerinde kullanılıyordu. Mesele bu.
Tekrar belirtmek isterim ki birilerinin bu görselleri nahoş bulmasından özellikle rahatsız olmam, ne de olsa bu görselleri onların zevkini okşasın diye koymadım makaleme. Beni asıl rahatsız eden sadece Mimesis Dergisi’nin ve benim makalemin değil, klasik antik çağın sansürlenmesini belirten kütüphanenin cevabıdır. Sansürün de ötesinde böyle bir uygulama tarihe yönelik revizyonist bir yaklaşımıdır. “Eğer beğenmiyorsak, ortadan kaldırırız ve olmamış gibi davranırız.”
''Tarihsel Revizyonizm, Çok Tehlikeli Bir Oyundur''
Tarihsel revizyonizm, bildiğimiz gibi çok tehlikeli bir oyundur. Geçmişin ahlaki yönden değerlendirilmesi de öyle… Bu türden şeylerin hem dini hem de siyasi olarak daha muhafazakâr ortamlarda gerçekleşmesi manidardır. Lysistrata’nın sansürlenmesi tarihine ve 20. yüzyıl ABD’sindeki tutucu Protestan ortama bakarak bunu söyleyebilirim.
Kısaca, bunu duyduğuma çok üzüldüm. Bu karara neyin sebep olduğunu söyleyemem ama bu kararın her açıdan rahatsız edici olduğunu söyleyebilirim. Eğer Türkiye’deki insanlar bunun ülkedeki sanatın geleceğine dair olumsuz etkileri olacağı konusunda endişe duyuyorlarsa diyeceğim odur ki: Evet, sanırım duymalılar.
Saygılarımla
Sarah Culpepper Stroup ''
LONDRA'DA İLK YARIŞMAYI EMRAH ŞAHBAZ KAZANDI
Kuzey Londra’da yapılan ödül törenine katılan fotograf severler, Londra ve dünyanın dört bir yanında çekilen fotograflar izlediler. 24 yıldır Londra’da faaliyet yürüten Türk ve Kürt Toplumu Dayanışma Merkezi (DAY-MER) bünyesinde çalışmalarını devam ettiren Focus Photography üyelerinin yoğun katılımının olduğu gözlenen yarışmada, bu grubun üyesi Emrah Şahbaz birinci olurken, aynı grubun üyesi Özgür Yadırgı ise juri özel ödülüne layık görüldü.
85 fotografın yer aldığı yarışmada ikinciliği Ali Haydar Yeşilyurt ve üçüncülüğü ise Alper Taşçı kazandı. Yarışma sonrası gazetemize konuşan Emrah Şahbaz, fotografa bir çok arkadaşla birlikte başladığını ve onlarla birlikte daha iyi işler çıkarmaya devam edeceklerini belirterek, dereceye girmiş olmasının ve hatta birinci olmasının olağanüstü bir mutluluk olduğunu söyledi. DAY-MER ve Focus Photagraphy’nin katkılarının önemli olduğunu ifade eden Şahbaz, yeni arkadaşlarla ve yeni hedeflerle çalışmalarına devam edeceklerini de sözlerine ekledi.
(Evrensel)
AKP'Lİ BELEDİYELER ŞEVVAL SAM'IN PEŞİNİ BIRAKMIYOR
Türban ile ilgili açıklamaları nedeniyle, AKP'li Karamürsel Belediyesi tarafından konseri iptal edilen sanatçı Şevval Sam'ın Düzce'deki konseri, yine AKP'li belediye tarafından iptal edildi.
Van'daki bir etkinlikte yaptığı konuşmada, "Başörtüsü benim için tekstil malzemesi, insan dünyaya çıplak geldi. Türkiye'de korku imparatorluğu ve mahalle baskısı var. Düşünce özgürlüğü yok" diyen Şevval Sam'ın bu sözlerine tepki gösteren Karamürsel Belediyesi, sanatçının Karamürsel'de vereceği konseri iptal etmiş, yerine Gülben Ergen'in konser vereceği duyurulmuştu.
Bugün de AKP'li Düzce Belediyesi'nin aynı kararı aldığı bildirildi. Buna göre, daha önceden duyurulan, sanatçının kendi web sitesinde de ilanı bulunan Düzce konseri, belediyenin kararıyla iptal edildi. Konuya ilişkin açıklama Düzce Belediyesi'nin web sitesinden şu sözlerle duyuruldu: "Düzce Belediyesi 2012 yaz konserleri programında değişiklik yapıldı. Buna göre daha önce 7 Temmuz 2012 Cumartesi tarihinde sahne alacağı bildirilen Şevval Sam konseri iptal edildi".
İptalin nedenine ilişkin herhangi bir bilgi verilmemesine karşın, Şevval Sam'ın türban hakkında söylediği sözlerin, bu değişikliğin gerçek nedeni olduğu anlaşılmakta.
(soL)
'TAKSİM MEYDANI HALKIN ORTAK MÜLKÜDÜR'
Taksim Dayanışması bileşenleri ve semt sakinleri, İstanbul Taksim Meydanı'nın yeni rant alanları yaratma politikaları doğrultusunda dönüştürülmesine karşı bir kez daha alanlardaydı...
Başbakan Erdoğan’ın çılgın projelerinden biri olan İstanbul Taksim Projesi’nin ihaleye çıkarılması öncesinde Meydan'da buluşan Taksim Dayanışması bileşenleri projenin ve ihalenin iptalini istedi. Taksim Dayanışması adına basın açıklamasını okuyan TMMOB Şehir Planlamacıları Odası'ndan Akif Burak Atlar, Taksim Meydanı'nın yayalaştırmak adına betonlaştırılacağını ve insansızlaştırılacağını söyledi. Projenin geriye dönüşü olmayan büyük zararlara neden olacağına dikkat çeken Atlar, Taksim Dayanışması olarak projenin iptali için dava açtıklarını hatırlattı.
Atlar “Taksim Meydanı bir bütün olarak koruma altına alınmış kültür varlığımızdır ve kentin en önemli kamusal alanıdır. Proje acil olarak durdurulmalıdır. Kent yönetimini geri dönüşü mümkün olmayan toplumsal ve kamusal zararlara neden olmaması için uyarıyoruz” dedi. Devam eden yasal sürece rağmen dün projenin ihalesinin açılması bekleniyordu. Atlar, bir bütün olarak koruma altına alınmış olan Taksim Meydanı’nı yok edecek olan usulsüz projenin ve ihalenin derhal geri çekilmesini talep etti.
İNSANSIZ MEYDANLAR YARATILIYOR
Proje kapsamında İnönü Caddesi, Mete Caddesi, Sıraserviler Caddesi, Cumhuriyet Caddesi ve Tarlabaşı Bulvarı’ndan meydana bağlanan yollar yeraltından geçirilerek Taksim Meydanı’nın yayalaştırılacağı belirtiliyor. Ayrıca Tarlabaşı Bulvarı’nın meydan çıkışında bulunan Kasımpaşaspor’a ait otoparkın bulunduğu alana görkemli bir camii yapılması ve Gezi Parkı’nın yerine Topçu Kışlası’nın yeniden inşa edilmesi de projenin önemli ayrıntılarını oluşturuyor.
Projenin 14 Şubat’ta onaylanmasının ardından yapılan itirazlara kulak asmayan Büyükşehir Belediyesi, meydanı dev bir şantiyeye dönüştürecek uygulamayı ihaleye açtı. İhaleyi alan firmanın sözleşmeyi imzaladıktan sonra 5 gün içinde çalışmaya başlaması gerekiyor.
SEMBOLİK TAPULAR DAĞITILDI
Emek ve demokrasi tarihinin en önemli kentsel ve kamusal alanı olan Taksim Meydanı’nı kimliksizleştirmek ve insandan arındırmak için projenin hayata geçirilmeye çalışıldığını dile getiren çeşitli kitle örgütlerinin oluşturduğu Taksim Dayanışması, meydanda bir basın açıklaması yaptı ve sabahlayarak Taksim Meydanı’nın rantsal kaygılarla inşaata açılmasını protesto etti.
Basın açıklaması sonrasında Taksim Meydanı’nın sembolik tapuları dağıtılarak, ‘Meydan halkın ortak mülküdür, kimse ben yaptım oldu mantığıyla meydanı kendi malıymış gibi inşa edemez’ vurgusu yapıldı.
(BirGün)
BİLİNMEYEN SENARYOSU BULUN
Şarlo'nun yaratıcısı, sinema tarihinin gelmiş geçmiş en önemli yönetmen ve aktörlerinden Charlie Chaplin'in daha önce hiç bilinmeyen bir senaryosu bulundu...
Avrupa’nın en önemli sinema arşivlerinden birini barındıran, İtalya ’nın Bolonya kentindeki Cineteca di Bologna, Charlie Chaplin’e ait, el yazması bir senaryoyu gün yüzüne çıkardı. Hayata geçirilmeyen senaryo, Chaplin tarafından 1930’ların sonunda kaleme alınmış. Klasik bir dansçının cefalı yaşamını konu alan senaryonun, 1950 yılında yaşama veda eden Rus asıllı balet Vaclav Nijinsky’den esinlenilerek yazıldığı belirtildi. Chaplin’in, bu yıl 60’ıncı yaşına basan Limelight (Sahne Işıkları-1952) adlı filminde de bu senaryodan alıntılar yaptığı ifade edildi.
Bolonya’da düzenlenen Yeniden Keşfedilen Sinema Festivali kapsamında cuma günü dünya kamuoyuyla paylaşılması planlanan senaryonun bazı sayfaları ise İtalyan basınında yer aldı. Senaryo, Chaplin’in biyografisini yazan David Robinson ve Cineteca Chaplin Arşivi’nin sorumlusu Cecilia Cenciarelli tarafından açıklanacak.
HİÇ YAYINLANMAMIŞ FOTOĞRAFLAR
Ayrıca gün yüzüne çıkarılan belgeler arasında, Chaplin ile komedi oyuncusu, yapımcı ve senarist Buster Keaton’ın, Sahne Işıkları(Lamelight) filminin setinde birlikte çekilmiş ve daha önce hiç yayınlanmayan fotoğraflar da bulunuyor. Hayata geçirilemeyen film senaryosunun yazılışı ise, 1917’de gerçekleştirdiği bir turne çerçevesinde ünlü dansçının, Los Angeles’taki Chaplin Stüdyoları’nı ziyaretinden 20 yıl sonrasına denk geliyor.
Cineteca di Bologna, yaklaşık 10 yıldır ’Chaplin Projesi’ adı altında, efsanevi yönetmen ve oyuncu hakkında belgeler topluyor. Basında yer alan ve kahramanı Naginsky adlı bir dansçı olan senaryonun 4 sayfasının ilki ise şöyle başlıyor: ’Naginsky, oyunun teması, kariyer, adamın arzularının yerine getirilmesi değil, sadece kaderine götüren bir yoldur.’
Senaryonun devamında ise, ’Naginsky, Rus balesinin büyük dehası, basit, çekingen, mütevazı kökenlerden gelen, kendini güçlükle ifade eden bir adam. Ona istediği eğitimi veremeyen fakir bir ayakkabıcının oğluydu’ deniliyor. Chaplin, oyundaki karakterleri ise ’Naginsky, Onun Karısı, Degaloff ve Eski Bir Arkadaş, Kostümcü, Yaşlı Dansçı’ diye tanıtıyor.
(Radikal)
DİNDAR NESLİN POLİSİ İÇKİ İÇER Mİ?
Emrah Serbes'in aynı isimli romanından esinlenerek televizyona uyarlanan, son yılların fenomen dizisi Behzat Ç.'ye yönelik sindirme faaliyetleri RTÜK eliyle devam ediyor.
Arınç, ''Dikkatle İzliyoruz'' Demişti
Başbakan yardımcısı Bülent Arınç’ın ‘’Dikkatle izliyoruz’’ dediği Behzat Ç. adlı diziye bir ceza daha geldi. RTÜK, ‘’Behzat, polisler ve savcı Esra toplam 17 dakika süreyle içki içti’’ diyerek hem uyarı hem para cezası verdi.
Gazeteport’un edindiği bilgiye göre RTÜK toplantısında dizinin Nisan ayında yayınlanan iki ayrı bölümü ele alındı. RTÜK İzleme Dairesi raporunda, içki içilen sahneler tek tek belirtilerek şöyle denildi:
‘’1 Nisan 2012 günü yayınlanan bölümde, Harun ile Cevdet adlı polisler evde, Behzat, abisi ve savcı Esra barda, polis karakterleri meyhanede, Behzat apartmanın merdiveninde, Harun da arabada alkol kullanmaktadır. 8 Nisan günü yayınlanan bölümde ise Behzat ve Savcı Esra evlenme kararlarını bir meyhanede açıklayıp, alkol kullanmakta, bir kızın koluna da uyuşturucu enjekte edilmektedir. Alkol ve uyuşturucu olan sahnelerin süresi toplam 17 dakikadır’’
''Lan' Dedikçe Gençlerimiz Etkileniyor'
Raporda ayrıca ‘’Dizide ana karakterler birbirine ‘Lan’ diye hitap etmekte,argo ve küfürlerden bazıları biplemekte geç kalındığı için açık olarak anlaşılmaktadır. Toplumda belli bir saygınlığı olan komiserlik, savcılık ve polislik görevindeki ana karakterlerin alkol kullanma, kaba ve küfürlü konuşma gibi çocuklar ve gençler açısından olumsuz örnek oluşturabilecek nitelikteki davranışlar, özensizce ekrana taşınmaktadır.” denildi.
Mart Ayı Gelirinin Yüzde Biri
RTÜK de dizinin bu bölümlerini “Çocuk ve gençlerin fiziksel, zihinsel veya ahlakî gelişimine zarar verebilecek türde’’ bularak Star TV’ye hem uyarı hem de para cezası verdi. Para cezası Star TV’nin 2012 yılı Mart ayı ticari gelirinin yüzde biri olarak uygulanacak.
(Gazeteport)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder