28 Haziran 2012 Perşembe

DOSYA: ARGONUN 'OTORİTESİ'






DOSYA




Argo azınlıklara, kaybedenlere aittir ve egemen dili bozmayı, ardından hayata karşı kışkırtmayı hedefler. Altkültürlerin haberleşme, anlaşma ve nihayetinde direnme amaçlı bu ortak dili, otoritelerin pekala kabusu olabilir.

Oysa, “Şeyini şey ettiğimin şey”inden “ananı da al da git”e varan argo kültürü verili politika kadar dini muhafazakâr devletin zenginliğidir!


                                                                                                                              


ALTKÜLTÜRDEN ORTA SINIFA ARGO YADA BÜYÜK NORMALLİK!

Argo çoğu özelliğiyle müstehcenlik içinde değerlendirilmeye ve öyle bulunmaya uygundur. Margurite Yourcenar’a göre her zaman yandaş bulmuş bir edebi yöntem olan müstehcenlik, savunulabilir bir sarsma tekniğidir. (Alexis ya da Beyhude Mücadelenin Kitabı, Metis, 1999) Buysa, doğrudan cinselliği tartışmaya dâhil eder. “Bütün biçimleriyle cinsel özgürlük sorununun büyük ölçüde bir ifade özgürlüğü sorunu” olduğunu söylememizi kolaylaştırır. (agy)

Crispin Sartwell de “Edepsizlik ve bayağı olan her şeyden önce bize bedeni hatırlatan şeydir” diyerek aynı müstehcenliğin içinde edepsizlik ve bayağılık üstünden argoya geniş bir yer açar. (Edepsizlik, Anarşi ve Gerçeklik, Ayrıntı,1999). Jean Genet, “Bu kelimeler varlar. Eğer var iseler onları kullanmak gerekir, yoksa onları icat etmeselerdi” derken (Açık Düşman, Metis,1994) yine Crispin Sartwell, “İncelikli bin bir yol denenerek edepsiz sözcükleri kamusal söylemden kazıma gayreti, o aman vermez bedensellik gerçeğini unutma gayretidir” diyecektir. (agy)

Buraya kadar söylenenler müstehcenlik ve içindeki argoyu bir edebiyat ve özgürlük sorunu gibi alıyor görünse de, müstehcenlik orada kalmamış gündelik hayatı kendine dâhil etmiştir. Argo, altkültürlerin gizlilikle yaşanan hayatlarının haberleşme, kendi aralarında anlaşma ve direnme amaçlı ortak dilidir. Kendi aralarındaki bu dayanışma az biraz sonra herhangi bir otoritenin kâbusu olabilir! Her direniş, her isyan başta dil olmak üzere kendini kültürünü oluşturur ve bunu dışındaki hiçbir güçle paylaşmaz. Hatta bu yüzden argo, farklı grup ve alanlarda çok ciddi ayrılıklar gösterir. Kimi zaman altkültür gruplarının aralarında anlaşmama ve birbirine karşı da direniş, isyan haline de gelebilir.

BEDEN YERALTINDA ÖZGÜRDÜR

Argo, müstehcenliği içersin içermesin, verili olan dili bozarak kendini gerçekleştirir. Verili olan tepe taklak edilirken neyi var neyi yok hepsinden olur. Kaybedenler arasında bir anlaşma aracına dönüşür. Düzen ya da düzenlenmiş olan ne varsa başta dil olmak üzere reddedilir. Bu verili olanı tamamıyla ortadan kaldırmaktan çok, onun içinde kendine bir özgürlük ya da yaşama alanı kurmaktır. Bunun bir anlamı da önce dili sonra bedeni özgürleştirmektir. Beden, yeraltında özgürdür. Yeraltını ya da altkültürü oluşturan verili olanın dışında yaşanan hayattır. Buysa her ikisini büyük isyanın parçası yaptığı gibi bizim de altkültür gruplarını devrimci bulmamızı ve ezilenlerden saymamızı sağlar.

Argo başta devlet ve onun dili olmak üzere verili olana karşıdır. Bu yüzden devletin vatandaş diye kabul ettiğinin dışına sürülmüş ya da orada olmayı istemişlerin ve orada tutulanların dili ve tavrıdır. Kaybedenlere, serserilere, berduşlara, fahişelere, eşcinsellere, şairlere, yoksullara bir ucuyla cümle lümpenlere, azınlıklara yani ezilenlere aittir. Bu yüzden de en başta dili bozmayı ardından hayata karşı kışkırtmayı, ihlal etmeyi hedefler. Onun için devletin ve otoritenin olmadığı her yer, yeraltıdır. Bu aramızdaki dildir ve son derece 'anarşiktir'.

Sanat/edebiyat bu aramızdaki dili okura açmış, paylaşmış ve daha fazla dil yapmıştır. Ama o dünyaya başkasının girmesine hiç izin vermemiştir. Türkçe’deki iki sözlük (Filiz Bingölçe, Hulki Aktunç ) hem yeraltına hem de sanat/edebiyata yeraltı da Can Yücel’e borçludur! Çünkü edepsizlik ve argo en çok Can Yücel’in dilinde ve şiirinde devrimci durmuştur! Genç edepsizler ise Bireylikler dergisinin sayfaları arasında yaşamaya çalışırken Küçük İskender de yakında bir yerdedir!

Bizde örnekleri bir elin parmakları geçmese de dünya edebiyatı içinde yeraltı edebiyatı diye kabul edilen devasa bir birikim mevcuttur. Benzer bir durum müzik için de geçerlidir. Eğer geçmişe dönük bir değerlendirme yapacaksak; bu birikim, isyan olduğu gibi isyana çağırır. Her hayat başka hayatların imkânı; dil, başka dillerin kışkırtıcısıdır, ihlal edicisidir.

ORTA SINIFLARIN KÜLTÜRÜ

Günümüz dünyasında yeraltı edebiyatı ve bağlı olarak argo, bunlarla ve hayatımızla sınırlı bırakılmamış; en başta reklâm, müzik ve sinema endüstrisi daha sonra başka endüstrilerin imkânı/alanı haline gelmiştir. Altkültürlerin gizliliği tam bir açıklığa döndürülmüştür. Kapitalizm her bir şeyi ekonomiye kazandırarak ya içini boşaltıp saldırganlığından, yıkıcılığından ederken yeraltı bunun dışında kalamazdı.

Kapitalizmin temel özelliği her şeyin endüstrisini oluşturabilmesidir. Bu, yeraltı ve altkültür için de aynı olmuştur. Bunda bir zamanlar ya da hâlâ kendini solda gören reklâmcıların, şair ve yazarların katkısı epeyi vardır!

Kapitalizmin ekonomiye kazandırdığı, endüstri haline getirdiği ne varsa en başta anlamlarından kurtulur ve kendini ele verir. Bu, doğrudan yeraltı edebiyatı için fazla söz konusu edilemese de kapitalizm altkültürün ve daha ileride onun dili olan argonun verili olana karşılığını başka bir şey haline getirmekle kalmamış, tüketmiştir.

Argo bugün bütün halleriyle orta sınıfların kültürü olmaya doğru hızla gitmektedir. Edepsizlik ve içindeki argo, dini muhafazakârlığın kamusal söylemin dışında tutma çabasına rağmen özellikle orta sınıfın gündelik hayatına bir daha çıkmamak üzere girmiştir. Vasat dünyanın hiçbir anlama gelmeyen ve komiklik yapan dili olmuştur. Popülerleşmeden yeraltına ve diline dönük olumlu hiçbir şey çıkmamıştır.

Ahmet Oktay'ın yeraltı edebiyatını doğrudan kültürel emperyalizmle ilişkilendirmesinin temelinde yukarıda belirtmeye çalıştığım var. Aynı şekilde Simon Critley’in cinsel devrimin kültür endüstrisini seks endüstrisine çevirdiğini belirtmesi ve orada da kalmayıp “Pornografi kadar, ihlal etme derdinden uzak ve normalleştirici bir şey var mı bugün?” diye sorması da aynı düşünceden kalkınır. (Sonsuz Talep, Metis, 2010) Yeraltı edebiyatının gelişmesi ve yetkinleşmesi onu kültür endüstrisine dâhil etmiş, argoyu da büyük normalliğin parçası yapmıştır.

İnternet ve TV temelli enformasyon, filmler, diziler en sonunda kitap ve dergiler bu büyük normalleştirmenin temel araçlarıdır. Onlar üstünden altkültür gruplarında var olan müstehcen, argo ne varsa dünyaya gönderilmiştir, olmadı boşaltılmıştır. Böylelikle özel alanda ne varsa kamusal alana doldurulmuştur. Bu da hem edepsizliği hem de argoyu tüketimin neredeyse temel unsuru yapmıştır. Altkültür gruplarının dili asıl tüketici orta sınıfın dili olmuştur ya da diline dâhil olmuştur.

Şiiriyle, öyküsüyle romanıyla yeraltı edebiyatı biraz da kültür endüstrisinin katkısıyla bunun içine girmiştir. Burada kültür endüstrisini küreselleşmeye koşut kültür emperyalizminden bağımsız düşünmek zor olabilir. Bu yüzden küresel kapitalizmin endüstri üstünde belirlemeye ve karar vermeye varan etkisi olduğunu yazmalıyım. Öyleyse yeraltı edebiyatının en azından olumlanan karşılıkları dışında başka sonuç ve etkilerinin de olduğunu kabul etmeliyiz.

MUKTEDİRLERİN DE CANI ARGO ÇEKER!

Devam edelim… Argo, anlattığım halleriyle baştaki erilliğinden olmamışsa da erkekliğe aitliğinden uzaklaşmış ve yalnızca erkekliğin oluşturduğu anlamlarından da kurtulmak zorunda kalmıştır. Erkekli kadınlı, gençli çocuklu orta sınıfın vasat kültürünün parçası olmuştur. Hatta -yine büyük diyeceğim- büyük vasatlaşmanın üstünü örtmüştür, gizlemiştir, öyle yaşamasını sağlamıştır.

Argo, devlet katında hâkim ve savcılar dışında özellikle politikacıların da ilgi alanına girmiştir. Hatta politikacının aşağılama ve yok sayma temelli argo kültürü kendini geliştirmeyi sürdürmektedir. Bu bağlamda sokak kültürü, politikacının halkla pornografik temelde ve tek yanlı ilişkisinin de gelişmesini sağlamıştır. “Şeyini şey ettiğimin şey”inden “ananı da al da git”e varan argo kültürü verili politika kadar dini muhafazakâr devletin zenginliğidir!

Devletin/otoritenin bu sözcükleri kamusal alanın dışında tutma çabası böylelikle başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Hatta muktedirler bile argonun şehvetli cazibesi karşısında dayanamamış, bir ucundan argoya bulaşmıştır. Bütün bu olup biteni düpedüz bir meşrulaşma hatta meşrulaştırma olarak kabul edebiliriz. Bu meşrulaştırmayı evcilleşme ile ilişkilendirmek en azından şimdilik sorun çıkarabilir duruyorsa da gidişin o yönde olduğunu da belirtmeliyim. Kültür endüstrisinin yeraltı edebiyatını parçası haline getirmesi ve popüler kültür içindeki altkültür ilgisi her alanda bir meşruluk tartışmasını başlatmıştır.

Meşrulaşmadan anlamamız gereken argonun baştaki sarsıcılığı ve etkisinin gerilemesi ve sıradanlığın dili olmasıdır. Sıradanlaşanın ise durumu idare etmek dışında yaptığı/yapacağı hiçbir şey yoktur. En azından o sıradanlaşmanın içinde altkültürlerin isyanı yoktur/olmayacaktır.

Argo bugün verili olanın parçası gibi davranmakta ve öyle yaşamaktadır. Her an, her yerde karşımıza çıkarak kendini daha da normalleştirmektedir. Böylelikle de gayrimeşruluğunu tam olarak kaybetmese de geriletmektedir. Aynı şekilde sarsıcılığını da ortadan kaldırmaktadır. Verili dilin kendisi haline gelip dünyadan çekilmektedir.

SIRADAN İNSANIN FAŞİZMİNİN HABERCİSİ

Argo baştan beri ve büyük ölçüde bedenle ilgilidir ve bedeni hatırlatmayı çok sever! Bu yüzden de dünyaya bağlı olarak yine büyük ölçüde erilliğin alanıdır. Ne var ki bugün erilliğin baskınlığından söz etmek mümkünse de aynı erillik taraf etrafını iyice çoğaltmıştır. Hatta erillik cinsler arası bir ideoloji haline gelmiştir. Önce erkek sonra kadın orta sınıfın tavrı olmuştur da diyebiliriz. Günümüzün şiddeti çağıran cinselliği karşısında müstehcen kalan yanlarının olumsuz anlamda etki gücü ise hâlâ söz konusudur.

Geçmişte yazılı basın üstünden orta ve daha altsınıflara hitap eden gazete ve dergilerin argosu, gözümüze sokulan, kulağımıza dayanan cinselliği bugün televizyonların ve internetin en çok ilgi gören konusu olup çıkmıştır. Argo, mizah dergilerinin de desteğiyle gündelik hayatın dilleri arasına girmiştir. (Orta sınıf gençliği edepsizlik ve argoyu önce onlardan öğrenmiş sonra internette geliştirmiştir!) Orta sınıf, bedeni hatırlatan her şeyi merakla ama aynı zamanda tam bir uysallıkla izlemekte, gülüp geçerken gülmesini sıvazlamaktan /okşamaktan da müthiş haz almaktadır.

Gündelik hayatın estetizmi orta sınıf argosuyla geri çekilmiştir. Edepsizlik temelli ya da değil, argo, gündelik hayatın dili ve davranış biçimi olmuştur. Bu durum argonun aynı zamanda dil karşısında bir özgürleşme olduğunu söylememizi baştan tartışmalı hale getirir. Argo bütün biçimleriyle yeraltına aittir ama artık orta sınıfın ilgisi dâhilindedir. Buysa argoyu hayatımıza bir komiklik ya da komiklik unsuru olarak dâhil ederken kimi zaman da sıradan insanın faşizminin habercisi olmaktadır.

Görüntünün olduğu her yerde karşımıza çıkan ve argo konuşan seyirlik nesne, ister edepsiz olsun ister argo konuşsun, iktidardır. Bizse olan bitenin ancak pasif seyredenleri olabiliriz.

Özetle argo baştaki anlamlarından oldu/oluyor. Yeraltıyla kurduğu ilişki yerüstüne çıkınca da ister istemez verili olanın parçası haline geldi. Yeraltı /altkültür birikimini reddetmek sorun gibi dursa da vardığımız noktada müstehcenliğin ve argonun günümüz dünyasındaki anlamları ve yol açtıklarını tartışmadan da ilerlemek mümkün değil.

Bireysel/toplumsal isyanın temellendirdiği altkültürün küresel kapitalizm tarafından başka bir şey haline getirilmesine isyan etmeliyiz. Altkültürü orta sınıftan kurtarıp yeraltına gönderirsek belki baştaki isyan arzusunu tartışmaya tekrar dönebilir, kaybedenlerin safına geçebiliriz.


Halim ŞAFAK (BirGün Pazar) 




                                                                                                                               

ARGODAN, ARGO BEĞEN!*

AÇILMIŞ DELİĞE HERKES KOR: Kolay olan işlerin herkes tarafından yapılabileceğini anlatmak için söylenir.
AGOPUN ÖKÜZÜ: Şaşkın, pasif ve aptal aptal düşünen erkek.
ALAFORTANFONİ: Dişilik organı, vajina.
BİZİM KIZ BİZDEN KAÇAR, BAŞINI KAPAR KIÇINI AÇAR: Utangaç kadınların yaptıklarını ellerine yüzlerine bulaştırdığını anlatmak için söylenir.
BÜTT DEMEYE BÜZÜK İSTER: Bir şeyi yapacak ya da söyleyecek cesareti göstermenin kolay olmadığını anlatmak için alay yollu olarak kullanılır.
CİNSELLİĞİN ZENCİLERİ: Erkek ya da kadın eşcinseller.
SEBEP OLAN KEBAP OLSUN: Kendisine fırsat yaratanı, akıl vereni övmek. Bir konuda elde edilen başarıdan çok memnun olunduğunda söylenir.
ÇİKİRDEŞMEK: Kur yapmak, cilveleşmek, fingirdemek.
EVSAHİBİ BELLİ Mİ: Hamile kadına çocuğun kimden olduğunu sormak için alay yollu olarak kullanılır.
HADIMLAR MAHALLESİNDE PREZERVATİF SATMAK: Hiç olmayacak yerde olmayacak bir şeyi yapmaya, beğendirmeye uğraşanlarla alay etmek için söylenir.
HAŞIRT DI BİLEKBORD: Bir şeyin aniden ve mevcut durumu bozarak gerçekleştiğini anlatmak için alay yollu olarak kullanılır. “Çocuklar öyle karşılıklı dururken meğersem birbirlerine diş biliyorlarmış. Birden haşırt dı bilekbord.”
NOKTALI VİRGÜL: Birbirlerine boyca uymayan çiftler için söylenir.
İKS ÇARPI YE: Açıkça küfür edilemediği durumlarda söylenir.
SEFA PEZEVENGİ: Eğlenmek ve eğlendirmek, zevk peşinde koşmaktan başka şey düşünmeyen kimse.
BOKUNDA BONCUK ARAMAK: Çok değer vermek, sık sık övmek.
ÇARLİSTON MARKA : Züppe, alışılmamış.
ÇAVANOZLAŞMAK: Erkeklik, yiğitlik taslamak.
ÇOCUĞU KOYMAK: Gol atmak.
HERKESE ŞAPUR ŞUPUR BİZE GELİNCE YARABBİ ŞÜKÜR: “Başkalarına bol bol verdiğiniz şeyi benden niçin esirgiyorsunuz, bu olanak herkese kolayca sağlanıyor da bana niçin sağlanmıyor?” anlamında söylenir.
HIYAR AĞASI: Yol yordam bilmeyen, incelikten uzak, görgüsüz, kaba saba kimse.
İKİZLER : Kadında göğüs.
İŞİNİ GÖRMEK: Dövmek,öldürmek.
KALKMIŞA OTURMAK: Az önce bir kimsenin oturmakta olduğu bir koltuğu, sandalyeyi kapıp oturan birini aşağılamak için söylenir.
KAMIŞI KIRMAK: Erkek için belsoğukluğuna yakalanmak
MOTORU BOZMAK: İshal olmak.
MUM HIRSIZI/MUMCU: Papaz.
HİZMETÇİ BALDIRI: Çok kalın sarılmış esrarlı sigara.
MÜLAYİM: Eşcinsel.
NAFAKASINI ALMAK: Hak ettiği dayağı yemek.

* Ali Püskülloğlu’nun “Türkçe’nin Argo Sözlüğü’ adlı kitabından ve Kadınlar İçin Argo Sözlüğü adlı internet sitesinden derlenmiştir. 


Gizem UYSAL (BirGün Pazar)



                                                                                                                              


ARGO YA DA ‘BABİL KULESİ’

“Gelin aşağıya inip dillerini karıştıralım ki
birbirlerini anlamasınlar.”
(Babil, 11, 7)

“Oysa pişmanlık (…) sadece, yönlendirici hâkim dilin ve bu dilin içinde yer alan ve ona karşılık gelen Efendilerin yerine yenilerini koymakla da kalamaz. Bu nedenle hakiki vicdanın, ortak dert ve sıkıntılar çeken ve ancak hiçbir şekilde dert ve sıkıntı çekmedikleri gibi bu dert ve sıkıntılar sayesinde yaşayanları yerlerinden edip bunlardan kurtulacak/kurtaracak olanların seslerine kulak vermesi daha iyi olacaktır. Ve bu, en başta olgunlaşmayı gerekli kılar ve boyun eğme özelliğini değil de aklını kullanmayı talep eder. Duruma göre, aklın kendini dürüstçe, samimi ifade etmesi, gizlemeler, hileler yapmasından çok daha zor olabilir. Dolayısıyla böyle durumlarda mecburen bir tür metaforlarla konuşulduğunu sıkça görürüz, kavranması kolaydır ama el konması zordur bu metaforlarla konuşan dile.

Cesur asker Schweik her çağda karşımıza çıkıp durur;(…) ne kadar öğreticidir tavrı; engellemezler onu, çünkü düveni çeken öküzün ağzını bağlamamak gerekir. Aslında öküzü çalıştıranların, kullandıkları öküzün gerek içe gerek dışa karşı ağzını bağlamaları kaçınılmaz bir zorunluluktur; hele özellikle öküz bir öküz olmaktan çıkmışsa. (Hıristiyanlıktaki Ateizm, E. Bloch).

İnsanlığın kültür tarihi içinde (buna, bu tarihin önemli bir parçası olan dini metinler de dahil) dilin otoritelerce kullanılan ve kullandırılan düzlemi ile gene o dili kullanır görünürken, gerekli itirazı/isyanı araya sokan dili birbirinden ayırmaya çalışıyor Bloch iki farklı ‘köle dili’ni karşılaştırıp. Boyun eğen ve eğmeyen köle dili gibi bir ayırımın belirleyici özelliği, itirazcı dilin, kendini doğrudan, dürüstçe ifade etmesinin mümkün olmadığı durumlarda metaforlarla konuşması, ‘çuvala vurup eşeği kast etmesi’, egemenlere övgüler yağdırırken idam sehpalarını, tehditleri de ima etmekten geri durmamasıdır.

Öküz artık öküz olmaktan çıkmış, benliğinin, kimliğinin, insanlığının bilincine varmaya yönelmişse, egemenler bakımından yapılacak en iyi şey, aslında onu susturmaktır; ama işte, ağzı açıkça bağlamaya kalkmanın da en başta siyasetin, sosyal mücadelelerin tarihinin gösterdiği gibi, ağır faturaları olabilmektedir egemenlere geri dönen.

Öte yandan, -geniş anlamda- metaforlarla dolup taşan dilin iletişimi aksatma, karşılıklı alımlanma güçlüğü ortadadır. Belki de ondan bağlamazlar egemenler ‘öküzün ağzını’ tamamen ve gittiği yere kadar. Gulliver’de, la Fontane’de vb. olduğu gibi, sözlü ve asıl yazılı tarih (iktidar kölelerini bir yana bırakacak olursak) kölelikten usanmış olanların ve onlarla birlikte, onlar adına yazanların siyaset ve kültür tarihine armağan ettikleri sayısız türle tanışabilmiştir.

Bir ‘argo’ tanımı: Argo, bir anadilin içindeki, herkesçe anlaşılmayan, kendine özgü sözcük ve deyimlerin oluşturduğu dil, dolayısıyla, sözcük, deyim ya da sözlerdir. Bu tarif, önümüze içinden zor çıkılır bir sorunsal alanı koyuyor gibi. Argo-jargon, slang, küfür, tek sözcük, söz, deyim öyle ‘dilbilim’ araçlarıyla altları enikonu doldurulmaya kalkıldığında semantikten, etimolojiye, sözcükbilimden göstergebilime, saymakla bitmeyecek inceleme alanını devreye sokmak kaçınılmazlaşır.

‘Söyletilmeyeni ve söyletilmek isteneni söylememe ve söylenmesi gerekeni, istenileni söyler gibi söyleme’ gibi bir durumdur Bloch’un işaret ettiği ve metaforik dilin bu bağlamdaki işlevidir. Peki, çok farklı dil yapılarının ve imkânlarının üst başlığı gibi kullanılan ‘argo’, egemen (siyasal) iktidara ve yapıya nerede, nasıl baktığı, bu yapıyı nasıl algıladığı ya da algılamadığı, hatta farkında olup olmadığı vb. kriterlerinden gelerek genel bir tartışma imkânı sunabilir mi bize? Argo (slang) biçimsel bir şıklık, bir saklambaç oyununu değil de, sınırları belli değişkenlere -hâkim iktidarların gücüne ve tahammülüne- bağlı olarak genişleyen, daralan çeşitli biçimlerdeki dilsel iletişim imkânlarını temsil edebilir, ‘kapalı bir dil öbeğinin’ eğlencesi değil de politik bir direnme, başkaldırı aracı işlevi yüklenebilir mi? Bu tespit genişletildiğinde, bu öteki dil, sadece politik baskı mekanizmalarının, özgürlüğe-düşünceye yapılan baskıların, hakim otoritelerin olgusal işleyişine değil, asıl ve mecburen ‘diline de’ bir itiraz ve direnme olacaktır. 

KARGAŞA


Gelgelelim tam da bu noktada, ‘argonun’ (ve beraberinde sürüklediği ya da alt kategori olarak ortaya çıktığı) bağlamların konuşulabilmesi ve buradan sistem, hegemonya, iktidar, yabancılaşma, artı değer üretimi, emek, vb düzlemlerine bağlantılar kurulabilmesi için ‘linguistiğin’ zemininde oluşturulabilecek şemalı, yöntemli, bilimsel analizlerden gelmek şarttır. Aksi halde ‘argo’ kılıkırk yaran, özentili, kapsamlı ‘sözlükçülük’ çalışmaları içinde okunmaya açık bir malzeme olarak kalabilir. Özsözün, aforizmanın, deyişin, vb. aralarındaki tanımlanabilir sınırları belirlemek mümkün olmayabilir bu tür bir koleksiyonda. Ya da bu düzlemlerin (genellikle olduğu gibi) ‘argo’ başlığı altına çekilmesi gibi tartışmalı pratikler ortaya çıkabilecektir. [Örneğin bu sularda dolaşan ve ‘Kadın argosu sözlükleriyle’ güncelde tutulan tartışmalar, politik iktidarı da kıyısından köşesinden ima ederek eril (patriarkal) hegemonyanın ve kadın bedenini araçlaştırıcı erkek egemen argonun=küfrün merkezinde dolaşmaktadırlar: ‘Kadının (insanın), hayvanın bedenini, etnik kimlikleri, ırkları vb kullanan argo’dan söz edilirken, küfürle baş etme, küfrü teşhir etme, içindeki eril küstahlığa tepki gösterme hatta “kadın da küfür etmeli mi”, “küfrün rahatlatıcı boyutu nedir?” gibi tuhaf konuşmalara kadar varmaktadır iş, argo başlığı altında sunulan abc’li listelere bir göz attığımızda. Özsözlerin, (atasözlerinin) özdeyişlerin, aforizmaların, taşlamaların, vecizelerin,-elbette küfür yapılarının- vb bir amalgam halinde sunulduğunu görüyoruz internet sayfalarında.]

Bloch’la girdik: Örtük, muhalif, saklanan, kurnazca metaforik ‘köle dilinden’. Bloch orada bir yerde, bu ‘köle dilini’ araştırması için eleştirinin/bilimin bölgesine çağrı yapmaktan da geri durmamaktadır.

Argo, slang, metafor, ne olursa olsun konu başlığı, egemen siyasetin, çıkarların ve ona bağlı kültürün dili üzerine eli ayağı düzgün bir şeyler söyleyebilmenin şartı, elbette ‘ezen-ezilen’ ilişkisini meta başlık olarak kafamızda tutup, buraya giden yolları bilimin yöntemleriyle döşemektir. Ve modern toplumun ‘Kunta Kinteleri’ bugün büyük metropollerin periferilerine sıkıştırılmış mülteciler, göçmenler, sığınmacılardan oluşan genç kuşaklarsa, hatta maddi-fiziksel ihtiyaçlarını gidermekte berikilerden daha şanslı olan o ‘ülkenin’ gene de mutsuz, yabancılaşmış gençleriyse, bilimsel-politik bakışın da çoğunlukla yöneleceği, yönelmesi gereken yer bu ‘subkültür’ alanları ve kollarının o ikinci, isyancı köle dili olacaktır.

Postyapısalcı dönemde linguistik dilin bu ‘öteki’ bölgesinde, örneğin ‘Gençlik’ düzleminde işletilebilecek araştırmaların üst başlıklarını sunabilmektedir: Gençlerin/gençliğin dilinin linguistikteki yeri- sosyolojik perspektifte gençlik- altkültür ve gençlik -sosyolinguistik ve dil çeşitlilikleri- çeşitlilik linguistiği- gençler dili ve standart dil- gençliğin tipik sözcük oluşturma özelliği -sözdizim -sözcük hazinesi- başka dillerden alınanlar- (argonun/slangın) kendini sınırlama kapama işlevi-özdeşleştirme işlevi vb .

DİLİN/ARGONUN ESTETİKLEŞMESİ


Bir altkültür (gençlik) dilinin, öbeğin kendini öteki geniş sosyal öbek içinde sınırlama, iletişimini ona kapama, hâkim rasyonel-statüko dilinin dışında işleyen dil araçlarına başvurma vb kaygısı, geniş anlamda da estetize olabilir, ‘repleşip’ rapraplaşabilir, uygun adım, sistemin izlemeye bayılacağı bir resmi geçit töreninin aracı olabilir. Kubrick’in ‘A Clockwork Orange’ı (Otomatik Portakal), genç Alex’in ve isyancı çetesinin şiddeti, muhalefeti estetik bir gösteriye indirgeme tema’sının etrafında döner.

İsyanını, şiddetini estetize eden, poplaştıran romanın/filmin baş kişisi Alex, modernizmin eninde sonunda tıkandığını düşünebileceğimiz yere getirir bizi. Modern(izm) özne adına klasik biçimleri altlarındaki taşıyıcı, aydınlanmacı aklı ve burjuva ideolojisiyle birlikte yıkma iddiasıyla ortaya çıkmıştır. Şiddeti gibi dili de estetize edilmiş baş kişi, Alex, modernizmin bütün o Dadaistlerinin, performans, konsept sanatçılarının, isyancılarının ve ‘sanat tiranlarının’ karikatürü gibi bir şeydir, hani radikal değer ve tarz dönüşümleri talep edip sonunda sadece kendilerini altüst etmekle yetinen modernist öznelerin. Filmde de estetik modernin konsepti bir yanıyla devleti (sistemi) rahatsız edici unsur olarak ortaya çıksa da, sonuçta devletin, sistemin bütünleyici bir ana parçasına dönüşür ya da zaten hep öyle olagelmiştir.

68’in politik taleplerine bağlı isyanlar da pop-punk üzerinden toplumu değil de kendini, sadece kendini dizayn eden, -bu dizayn yerleşik alışkanlıklara, ölçülere uymuyor olsa da- pratiklere indirgenip bir bakıma ‘estetize’ eden özne/öbeklere gelip dayandı. (Hippyler örneğin)

Bizde stand-up’ların vazgeçilmez yollamaları; ‘bel altı’ bölgesinden, çubuklu dondurma ve döşenen boru reklamlarına vb kadar geniş bir alanın sözlü-göstergeli dili, elbette sadece psiko-linguistik çözümlemelerle üzeri örtülemeyecek kadar önemli bir bölge. Sermaye dolaşımının meta tüketiminin desteğini bu bölgeden alması ise politik ekonominin vb çözümleme alanına giriyor. ‘Argo’nun (küfrün) ve benzeri dil araçlarının içlerinin yeniden doldurulması söz konusu burada. Boşaltılması değil. 80 sonrasında mizahın sözlü/göstergesel dilinin de, küfür malzemesinin de ‘bir isyan estetiği’ bağlamında konuşulması imkânsızdır. Kendini üst-dış bakış olarak konumlandıran bu mizah, Yeni Orta sınıfın sosyo-kültürel sınırlarının dışına, insanlık evriminin başlangıç evrelerine bakar gibi bakmaktadır. Birincil ihtiyaçların, hayvani arzularla harmanlandığı, dilinin argodan, argonun bel altından öteye geçemediği bu tarih öncesi insanın emek ve yedek emek orduları olduğu gerçeği ise, içi, hâkim çıkarlarca doldurulmak üzere boşaltılmış dilde, mizahın/ironinin/espirinin dilinde kendine yer bulamamıştır. Argosu, isyanın argosu değildir; Yeni Orta sınıfın bilinç altına itilmiş, bel altına kitlenmiş arzularının tarih öncesi insana yansıtılmasıdır. 


Veysel ATAYMAN 
(BirGün Pazar)




                                                                                                                              


KİM, KİMİ ÖTEKİLEŞTİRİYOR?

1999 yılında, dönemin Trabzonspor Başkanı Mehmet Ali Yılmaz, İngiltereli siyahî oyuncu Kevin Campbell için “Bizim yamyamı gol makinesi diye aldık çamaşır makinesi çıktı” demişti. Yılmaz, gelen tepkiler üzerine yanlış anlaşıldığını, ‘Arap demek istediğini’ söylemiş ve eklemişti: “Biz yamyam gibi tabirini kullanırız ama Türkiye’de ırkçılık olmadığı için aklımıza yanlış anlaşılacağı gelmez.” Hiç kimseden tepki gelmedi, Campbell, en kısa sürede İngiltere’ye gönderildi.

Günlük hayatımızda, her birimiz bu şekilde ayrımcı deyişlerle sürekli karşılaşıyoruz. Bunlar, genellikle yakın çevre içinde dillendirilen, "ateş olmayan yerden duman çıkmaz" mantığıyla meşrulaştırılan ve ataların haklılığıyla dillendirilen deyişlerdir.

Araplara karşı...

* Anladıysam Arap olayım
* Arap eli öpmekle dudak kararmaz
* Arap saçına dönmek
* Ne Şam'ın şekeri, ne Arap'ın zekeri
* Ahşaptan maşa, Arap'tan paşa olmaz

Günlük hayatta rastladığımız bu deyişleri, "Kim, kimi ötekileştiriyor?" sorusuyla 'Türklere Karşı Yabancı Dillerde', 'Kürtlere', 'Ermeni ve Rumlara', 'Gayri-Müslimlere', 'Araplara', 'Yahudilere', 'Romanlara', 'Kadınlara' karşı gibi kategorilere ayırınca dilimize ayrımcılığın nasıl nüfus ettiği ve dil üzerinden bizi nasıl şekillendirdiği görülebiliyor. Belli bir dönemde, belli bir amaçla doğmuş ve dönüşerek bugünlere ulaşmış bu ayrımcı deyişler; ırkçı, cinsiyetçi, inanç ayrımı yapan, yabancı düşmanı vb. nitelikleriyle farklılaşıyor. Mesela, bir deyiş aynı zamanda hem ırkçı hem de cinsiyetçi olabiliyor.

Kürtlere karşı...

* Kürt'ü koyma avluya, Kürt'ten olmaz evliya
* Kürt'e paşalık gelmiş, kılıcını bileğinde sınamış
* Ağaçtan maşa, Kürt'ten paşa olmaz
* Kapına iti, yakana Kürt'ü bulaştırma
* Kürt'e el ver kol ister, yatmaya yer ister



AYRIMCI DEYİŞLER BİR SÖZLÜK DOLDURDU
Elimizdeki deyişlerin buzdağının görünen yüzü olduğunu düşünüyoruz ve mümkün olan bütün ayrımcı deyişler toplandığında, hem Türkiye'de dil üzerinden her gün yeniden üretilen ayrımcılığı ifşa edip mahkûm edecek hem de en sonunda ortaya çıkacak datayı analiz edebilecek 'Ayrımcı Sözlük' adlı bir kitabın ortaya çıkabileceğini hayal ediyoruz. Böyle bir kitap, ancak insanların internet üzerinden, bildikleri ya da büyüklerden duydukları deyişleri ekleyerek geliştirebilecekleri bir blogla mümkün olabilirdi. Böylece, Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünde Kürt eşkıyaları üzerine doktora yapan arkadaşım Ahmet Özcan ile birlikte 'Ayrımcı Sözlük' adlı blogu kurduk.

Gayri-Müslimlere karşı...

* Gavur, gavurluğunu yapar
* Papaz olmak
* Papaz uçurmak
* Papaza gitmek
* Papazcı


Şunu hemen eklemeliyim ki, Ayrımcı Sözlük'ün insanlardan yalnızca yoğun değil, ama aynı zamanda çok duyarlı ve samimi bir ilgi görmesi beni hem şaşırttı hem de çok sevindirdi. Bu anlamda, insanların bu konuya gösterdiği ilginin de, bu samimi duyarlılığın bir parçası olduğunu düşünüyoruz.

Cinsiyetçi ifadeler...

* Kaşık düşmanı
* Kocanın vurduğu yerde gül biter
* Oğlan doğuran övünsün, kız doğuran dövünsün
* Er kocarsa koç, karı kocarsa hiç olur
* Dişi köpek kuyruk sallamazsa, erkek köpek yanaşmaz


Türk Dil Kurumu'nun, ayrımcı deyişleri sözlüklerden ayıklamak için bir komite kurduğunu okuyunca, günlük hayatta sürekli olarak kullanılarak yeni nesillere aktarılan bu deyişlerin görmezden gelinmesi yerine sorunsallaştırılması gerektiğini düşündük. 'Ayrımcı Sözlük' ile söylemek ihtiyacını hissettiğimiz şey; son yıllarda genel olarak dünya, özel olarak da Türkiye'de yükselişe geçen nefret söyleminin, geçmişin hayaletlerinin üzerimizde dolaştığını göstermesiydi.

Yahudilere karşı...

* Çıfıt
* Çıfıt çarşısı gibi
* Sarı Yahudi
* Yahudi pazarlığı
* Çingeneden çoban olmaz, Yahudi'den pehlivan

BU MİRASIN İÇİNDE ÖNYARGILAR DA VAR 
Bunun nedeni, tek belirgin ve kalıcı karakteri belirsizlik ve uçuculuk olan modern dünyaya fırlatılmış ve aslında yabancılaşmış bugünün nesillerinin, yalnızca atalarının gölgesine sığınarak var olabilmeleriydi. Diğer bir deyişle, atalarımızdan aldığımız mirası eleştirel bir şekilde sahiplenmemiz gerektiğini, çünkü onun tamamıyla masum olmadığını söylemek istedik. 

Gerçekten de, bu mirasın içinde, yalnızca basiret, sağduyu ve erdem değil, ama geçmişi yüzyılları bulan toplumsal korkular, önyargılar ve de saplantılar gizli. Bunları her gün yeniden üreten dil de, tarafsız bir iletişim aracı değil; o bizzat, mevcut iktidar ilişkilerinin ve dolayısıyla bir cinsiyetin, dinin, mezhebin, ırkın ve sınıfın diğer(ler)i üzerindeki tahakkümünün anlık olarak yeniden üretilmesidir. Dil, ötekileştiriyor. Bugünün ötekisi, dünün ötekilerinin yanına fırlatılıyor.

Ermeni ve Rumlara karşı...

* Agop'un kazı gibi yutmak
* Ermeni dölü / Ermeni tohumu
* Rum dölü / Rum tohumu
* Ermeni gelini gibi (kırıtmak)
* Erindiğinden Ermeni'ye dayı demek


Blogdaki birçok deyiş, deyim günlük hayatta çok sık kullanılıyor. Hatta belki de kötü bir anlam ifade ettiği bilinmiyor. Gülünç önyargıları yansıtan bu sözlerin kullanılmaması ve dilden ayıklanması gerekiyor. İnsanların bu deyişleri, yeniden ürettikleri ve böylece bir parçası oldukları ayrımcılığın farkına varmadan kullandıkları, benim de sözlük çalışması sırasında öğrendiğim çok doğru bir tespit. Bu deyişlerin ayrımcı doğasından hiç bahsetmeden, bunların hangi anlamda kullanıldıklarını ve çoğu zaman da ne kadar doğru olduklarını anlatan internette onlarca atasözü ve deyim sözlüğü var.

Romanlara karşı...

* Çingene'ye beylik vermişler, önce babasını asmış
* Çingen çalar, Kürt oynar
* Çingene ciğer pişirir, yarısını küle düşürür
* Çingene evinde kaymak eğlenmez
* Çingene ile ahbap olanın mükafatı kalbur olur


Türk Dil Kurumu sözlüğünde de, halen bu ayrımcı deyişlerin bir kısmını, günlük kullanım anlamları ile birlikte, bulabilirsiniz. 

İşte, Ayrımcı Sözlük'ün, tam da günlük kullanım anlamlarıyla meşrulaşan bu deyişlerin, aslında ayrımcılığı nasıl yeniden ürettiğini göstereceğini umuyoruz. Ayrımcılığı dilimizden ve sonra da hayatımızdan dışlamak için, bütün bu deyişleri sözlüklerden çıkaralım ve 'Ayrımcı Sözlük' adlı bu siyah sözlüğe hapsedelim. 

Bu naçizane adımın, Türkiye'de ayrımcılığın kamusal alandaki her türlü görünümünün ifşa edilip mahkûm edilmesini sağlayacak demokratik bir siyasal kültürün gelişimine katkı yapacağına inanıyoruz. Kolektif bir çalışmanın ürünü olacak bu sözlük halen gelişim aşamasında olduğu için, herkesi bildikleri ayrımcı deyişleri siteye eklemeye davet etmek istiyoruz. 


Ümit KURT - Ahmet ÖZCAN (BirGün Pazar)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder