5 Temmuz 2012 Perşembe

GÖZE ÇARPANLAR...




YENİ YARGI PAKETİ BERAATI ENGELLEDİ


Muzır Neşriyat Kurulunun “müstehcenlik içeriyor” diye dava açtığı Sel Yayınlarından çıkan “Yumuşak makine” ve Ayrıntı Yayınlarından çıkan “Ölüm pornosu” kitaplarının 5. duruşması Çağlayan Adliyesi’nde görüldü.

Bugün görülen duruşmada bilirkişinin lehte rapor vermesiyle iki kitap hakkında da beraat beklenirken, dün gece yürürlüğe giren 6352 sayılı yasanın ilk mağdurları oldular. “Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava Ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun” sebebiyle dava soruşturması 3 yıl ertelendi. Yasaya göre 3 yıl içinde 6352 sayılı yasanın geçici 1/1. maddesi kapsamına giren yeni bir suç işlenmesi halinde ya da ceza alınması takdirde ertelenen kovuşturmaya devam edilecek. Böylelikle yeni yargı paketinin ilk uygulaması da gerçekleşmiş oldu. Buna göre yayıncılar beraatlerini 3 yıl daha bekleyecekler.

‘KENDİMİ İHBAR EDİYORUM’

Hakim Onur Özsaraç’ın kararını açıklamasının ardından yargılanan iki yazarın son bastıkları yeni iki kitabından birer örneği hakime veren Ayrıntı Yayıncılık Yöneticisi Hasan Basri Çıplak, “Kendimizi ihbar ediyoruz. Bu kitaplardan bir örneği de Muzır Neşriyat Kuruluna gönderin ve soruşturma açsınlar” dedi.
Duruşmanın sonucunu gazetemize değerlendiren Sel Yayıncılık Yöneticisi İrfan Sancı ve Ayrıntı Yayıncılık Yöneticisi Hasan Basri Çıplak, Bu yasanın 3 yıl boyunca kendilerini zan altında bırakmak olduğunu ifade etti.

‘AÇIKÇA TEHDİT EDİLİYORUZ’

Muzır Neşriyattan sonra bu kanunun da yayıncılar üzerinde ciddi bir baskı oluşturacağını söyleyen Yayıncılık Yöneticisi İrfan Sancı, Muzır Neşriyat Kurulunun son dönemde birçok kitap hakkında müstehcenlik iddiasıyla soruşturma açtığını, bu yüzden yeniden aynı ‘suç’la mahkeme karşısında olacaklarını vurguladı. Davanın yasadan bir gün önce görülmesi halinde beraat etmiş olacaklarına da dikkat çeken Sancı, “Yattık kalktık ki yasa değişmiş. Lehimize yorumlanması gerekirken bu yasa aleyhimize yorumlandı. Bu yasa Avrupa Uyum Birliği çerçevesinde yapılan iyileştirmelerin de gerisine düşen bir yasa” diye konuştu. Bu yasanın, “Aynı suçu işlemeyin yoksa canınıza okurum” anlamına geldiğini belirten Sancı, Ama aynı suçu işlemeye devam edeceklerini belirtti. “Biz bu kitapların edebiyatın iyi örnekleri olduğunu düşünüyoruz. Edebiyatta düşünce ve ifade özgürlüğünün sınırlarını genişleten bir yayın faaliyeti olarak görüyoruz” diyen Sancı, Muzır Neşriyatın birçok kitap hakkında ‘müstehcenlik’ iddiasıyla dava açmasına da tepki gösterdi.

‘SUÇ İŞLEMEYE DEVAM EDECEĞİZ’

Bilirkişi raporunun başından beri yaptıkları savunmaların bilimsel açıklaması olduğunu ifade eden Ayrıntı Yayıncılık Yöneticisi Hasan Basri Çıplak da, “Biz haklı çıktık. Yayınladığımız kitaplar edebi kitaplardır” yorumunu yaptı. Düşünce ve ifade özgürlüğü üzerindeki sınırların kaldırılmasından yana olduklarını vurgulayan Çıplak, bunun için ‘suç’ işlemeye devam edeceklerini söyledi.


(Evrensel)


                                                                                                                                   


EZİLENLERİN TİYATROSU SİZİ BEKLİYOR

2-17 Temmuz arasında Van’da Ezilenlerin Tiyatrosu (Forum Tiyatro)* çalışmaları yapılacak.

Ezilenlerin Tiyatrosunun ezen-ezilen, seyirci-oyuncu gibi kavramları sürdürülebilir bir dönüşüm için araç olarak kullanması temeli üzerine kurulan Gençlik İçin Dönüşüm projesi, Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programları Merkezi tarafından kabul edilmesinin ardından, Ankara, İstanbul, İzmir ve Van’dan gelen gençleri bir araya getiriyor. Gençlik İçin Dönüşüm; Vanlı gençlerle ezen-ezilen ilişkisini sorgulamak, sosyal ve bireysel hakları yeniden gözden geçirmek, en önemlisi de imkânsızlık algısını kırmak için etkileşimli bir çalışma düzenini hedefliyor.
Gençlik İçin Dönüşüm projesi çağrı metninde şöyle deniyor:

Bu hedef için biz, hafta içi her gün saat 13.00-17.00 arası Van Eczacılar Birliği İlköğretim Okulu 5-B sınıfında olacağız. 13-16-17 Temmuz’da ise Esenler Konteynır kentte, TEGV’de, Van Devlet Tiyatrosu’nun önünde olacağız. Bu sefer gençlerin hazırlayacağı oyunları seyircinin sadece seyretmesi için değil, oyuncuların yerine geçip aynı soruları kendi dilinden soracağı ve çözüm için oyunu yeniden yapılandıracağı bir dönüşüme ön ayak olma çabasında olacağız.

Yakınımızda olanlar için:

laraaysal@hotmail.com

Uzakta kalanlar için:

http://www.facebook.com/groups/genclikicindonusum/

http://kikirikigenclik.org/


* Ezilenlerin Tiyatrosu, 70’li yıllarda Brezilyalı tiyatro insanı Augusto Boal tarafından, Brezilya toplumunda yaşanan ayrımcılık ve insan hakları ihlallerine dikkat çekmek için yaratılmıştı. Boal, politik ve sosyal sorunları baz alarak, gerçek politik ve sosyal durumları sahnede canlandırmayı amaçlıyordu.

Forum tiyatro, interaktif bir tiyatro biçimidir. İçinde, herhangi birinin ezildiği, ayrımcılığa uğradığı ya da zarar gördüğü bir sahneyi barındırır. Amaç, seyircilerin yardımıyla, sahnelenen probleme bir çözüm ve cevap aramaktır. Ne istendiği ve neyin değiştirilmek istendiği seyircilerle birlikte tartışılır.


(mesaisanat.com)


                                                                                                                                   


CEMAATLE İYİ GEÇİNME: PEKİYİ

Gazeteci Ahmet Şık Silivri Cezaevi’nde yazmaya başladığı ve dışarı çıkınca tamamladığı yeni kitabı Pusu’da cemaatin devlet bürokrasisini ele geçirme operasyonlarını belgeleriyle aktarıyor. Belgelere göre; polislerin cemaatle ilişkisi 1’den 5’e kadar derecelendirilmiş

Oda Tv davası sanıklarından gazeteci- yazar Ahmet Şık, cezaevinden çıktıktan sonra yeni bir kitaba imza attı. Postacı Yayınevi’nden çıkan, özsözünü Umur Talu’nun yazdığı ‘Pusu: Devletin Yeni Sahipleri’nde Şık, ‘Ergenekon’ davasına ilişkin ‘kayıp’ belgeleri sunarak, yaptığı analizlerle davadaki çarpıklıklara değiniyor. Şık ‘Pusu: Devletin Yeni Sahipleri’nde Hanefi Avcı’nın Ankara Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü’nde görevli çok sayıda polisle ilgili cemaatçi polislerin hazırladığı iddia edilen fişleme bilgilerine yer verirken, belgelerin nasıl kaybolduğuna değiniyor.

CEMAATLE İLİŞKİYE 1’DEN 5’E KADAR SKALA

Avcı’nın iddialarıyla ilgili başlatılan soruşturma kapsamında sivil ve askeri savcılara verdiği belgeleri ve bu belgelerin nereye uçtuğunu araştıran Şık, İçişleri, Adalet, Milli Eğitim ve Dışişleri Bakanlıkları başta olmak üzere cemaatin örgütlenmeye çalıştığı devlet bürokrasisi içindeki her kurum ve kuruluşta fişleme yapıldığına dair iddiaların olduğunu belirtiyor.

Şık kitabında bu fişlemeyi şu şekilde anlatıyor: “Cemaat mensubu polisler tarafından Excel tablosu olarak hazırlanan iki ayrı belgede hakkında fişleme yapılan binlerce polisin kimlik bilgileri ve sicil numaraları, görev yerleri, bağlı bulundukları birim ve hatta nereden atandığına kadar bilgiler bulunuyordu. Bir diğer belgede ise diğerindeki kişisel bilgilerin yanı sıra, fişlenen polisin cemaatle arasındaki ilişkiye dair değerlendirmelerde bulunuluyordu. Fişleme yapılan polislerin, cemaatle ilişkisinin 1’den 5’e kadar derecelendirildiği belgede kaydı tutan kişinin, ‘referans’ denilerek kimlik bilgileri ile telefon numaralarına da yer verilmişti.”


AVCI’NIN BELGELERİ NASIL KAYBEDİLDİ?

Hanefi Avcı, Ankara Özel Yetkili Savcılığı’nca açılan soruşturma için bir hafıza kartı içinde Gülen cemaatine bağlı polislerin “Emniyetin imamı” olduğu öne sürülen O.H.Ö’yü, Fethullah Gülen’e şikâyet ettiği mektubun yanı sıra fişleme kayıtlarını da teslim etti.

Avcı’nın savcılığa verdiği bu fişleme belgeleri emniyetteki cemaat yapılanmasının çözümlenmesinde işe yarayacaktı. Ancak o dönem “soruşturmayı yürüten özel yetkili savcı Hamza Keleş 12 Eylül referandumundan sonra AKP ve cemaatin bir birimi haline dönüştürülen HSYK’nin kararıyla 2011 Mart ayında görev yeri değiştirilerek söz konusu dosya elinden alınmış oldu. Değişiklikten birkaç hafta sonra mayıs ayı içinde de Avcı’nın iddiaları üzerine savcı Keleş tarafından başlatılan soruşturmada takipsizlik kararı verildi. Kararda Avcı’nın iddialarının soyut ve yoruma dayalı olduğu ve bu iddiaları kanıtlayacak delillerden yoksun olduğu belirtiliyordu.”

Ahmet Şık kitabında bu belgeleri bulmakla kalmayıp kaybolan kayıtlara ne olduğunu da araştırdı. Soruşturmanın savcısı Nadi Türkaslan’ın ifadelerine yer veren Şık, belgelerin hiçbir zaman soruşturma evrakında yer almadığına yani ‘kayıp’ olduğuna da yer veriyor. Kitapta, iddialara göre Avcı’nın anlattıklarıyla ilgili soruşturmayı yürüten savcılık makamı, Türkaslan’a öyle bir dijital belleğin dosyada olmadığını söyleyince takipsizlik kararı da o şekilde verildi.

FİŞLENEN POLİSLER HAKKINDA NE DENİLİYORDU?

“Yakın takiple ‘bizden’ olur”
Şık, yeni kitabı “Pusu Devletin Yeni Sahipleri” kitabında bu belgeler sebebiyle tutuklandığını ve “000Kitap”ında bu gerekçe ile toplatıldığını belirterek “işte o kitapta yer alması istenmeyen belge şimdi karşınızda” diyerek ‘kayıp’ belgelere yer veriyor. Fişlemelerde yer alan kimi bilgiler ve değerlendirmeler ise belgede/kitapta şöyle yer alıyor:

“Bizi bilir sever ama eşi de polis olduğu için vakit bulamadığını söyleyerek kaytarır”, “Müspet bir arkadaş geç tanışıldı yakın takiple samimiyet kurulursa kazanılabilir”, “Bizi bilir programlarımıza katıldı. Samimi, ev ziyareti yapılsın”, “Derslerimize katılır. Dergi yok, himmet yok, namaz düzensiz kılar”, “Tedbirli yaklaşılsın”, “Cuma namazı kılar”, “Erken haber verildiğinde programları aksatmaz. Kitap okumayı sever. İyi takiple mesafe kat eder”, “Dergi, 10 YTL himmeti var. Namaz kılar, dersleri takip eder. Görev almaktan kaçınır. Yakın takip ile kolay seviye alır”, “Arkadaş çevresi çok kötü, alışkanlıkları çok fazla. Oruç tutmaz bizimle ilgili fikri yok”, “Ehl-i dünya gayrı meşru çok şey var”, “Namaz kılar, eşi de polis. İyi birisi başka meşrepten olabilir”, “Hizmet aleyhinde konuşur dikkat edilsin”, “Cuma kılar, oruç tutar ilgilenilebilir”, “Dersleri aksatarak gelir. Dergi, himmet yok. Bizi sever namazlarını kılar”, “Cumalara gitmez. Maddiyata önem verir. Ağzı bozuk. Kızıyla ablalar ilgileniyor. Kumar oynar, çok sinsi, menfaatçi”, “Bizim dershanelerde kalmış İstanbul’dayken. Sızıntı, Y.Ümit var, himmet var. İyi bir arkadaş tedbir konusunda zaafları var”, “Sosyal demokrat”, “Derse gelir, himmet, dergi var. Evini açar”.

***

‘Gazeteci kaç, senden alıntı yapmış’
Gazeteci Şık kitabının 3. bölümünde “Komployu Anlama Kılavuzu” başlığı altında yer alan metinde ise bazı gazeteci yazarlara yer veriyor. Cemaatçi ve AKP’li yazar çizerlerinde içinde bulunduğu iddianamede yer alan suçlamaları analiz eden Şık, bazı yazarların yazılarının “darbe teşviki” gibi suçlamalara maruz kaldığını, yazıların altında yer alan okuyucu yorumlarının ise suçlu haber delili olarak gösterildiğine değiniyor. Ahmet Şık’ın ‘potansiyel sanıklar’ dediği gazeteciler arasında Nagehan Alçı, Ahmet Altan, Ayşe Böbürler, Yılmaz Özdil gibi isimlerde bulunuyor.

DAVADA YARGILANAN GAZETECİLİKTİR

Ahmet Şık kitabının “Suç: Yazmak, Delil: Haberler” alt başlıklı bölümüne “Oda TV davasında yargılanan gazeteciliktir” diyerek başlıyor. Oda Tv iddianamesinin delil klasörlerinden örnekler veren Şık, suç delili olarak sunulan yazıların arasında, Nagehan Alçı, Hüseyin Gülerce, Erhan Başyurt gibi isimlerin yazılarında bulunduğuna değiniyor.

14. ve 15. klasörlerdeki suç delillerinin hepsinin haber alıntıları olduğunu belirten Şık, Oda Tv sitesinde bulunan 251 haberden 84 tanesinin ana akım medyadaki köşe yazıları ve haberlerden olduğunu belirterek bunların dışında AKP yöneticisi ve Yeni Şafak gazetesi yazarı Ayşe Böhrüler’in TVNET isimli kanalda türban konusunda İslamcı cenahı eleştiren sözlerinin alıntılanması da suç sayıldığını yazıyor.

Ahmet Şık kitabında, iddianamede suç olarak gösterilen Odatv soruşturmasının ‘Potansiyel Sanıkları’na şöyle yer vermiş:

Hürriyet: Mehmet Y. Yılmaz, Cüneyt Ülsever, Enis Berberoğlu, Fatih Çekirge, Yılmaz Özdil, Yalçın Doğan, Şükrü Küçükşahin ile muhabir Cansu Çamlıbel.

Milliyet: Metin Münir, Rıza Türmen, Güneri Civaoğlu, Fikret Bila, Mehmet Tezkan, Güngör Uras, Aslı Aydıntaşbaş, Kadri Gürsel. Esra Alus ise haberi alıntılanan bir muhabir. O dönem gazetede olan Devrim Sevimay’ın AKP yöneticisi Hüseyin Çelik ile yapmış olduğu ve Odatv’de alıntılanan röportaj de suçlu kategorisine alınanlardan.

Akşam: Serdar Akinan, Nagehan Alçı, Özlem Çelik, Nihal Kemaloğlu ve o dönemdeki yazarlarından Serdar Turgut.

Cumhuriyet: Ataol Berhamoğlu, Hulki Aktunç, Mustafa Balbay, Erol Manisalı, Nilgün Cerrahoğlu, Ümit Zileli. Aynı zamanda muhabirler Şehriban Kıraç’ın CHP yöneticisi Hurşit Güneş ile yaptığı bir röportaj ile Aykut Küçükkaya’nın AKP’li belediyelerden biri ile ilgili yaptığı yolsuzluk haberi de yer alıyor. Hatta gazetenin röportajcısı Leyla Tavşanoğlu’nun eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile yaptığı söyleşi Odatv’de yayınlanan “suçlu” alıntı yazılar arasında.

Habertürk’ten Fatih Altaylı, Bugün’den Erhan Başyurt, Zaman’dan Hüseyin Sümer ve Hüseyin Gülerce, Posta’dan Mehmet Ali Birand, Radikal’den Altan Öymen, Yeni Mesaj’dan Muharrem Bayraktar, Yeniçağ’dan Sabahattin Önkibar ve Arslan Bulut, Aydınlık’ın dergi olduğu dönemden Emin Gürses ile Vatan gazetesinden Ruşen Çakır, Güngör Mengi, Mustafa Mutlu da yazıları alıntılanan isimler. ABD’li akademisyen Daniel Pipes’in kendine ait internet sitesindeki bir yazısının çevirisinin yapılarak Odatv’de yayını da suç olarak gösterilmiş. www.sol.org.tr’den Fatih Yaşlı ile www. acikgazete.com’dan Yusuf Yavuz isimli gazetecilerin yorum ve haberleri de suçlu yazılar arasında. Alıntı yapılanlar arasında bulunan Tarsushaber de tek yerel yayın. KaosGL dergisindeki bir yazı da yine bu kategoride değerlendirilmiş.”

Sitede yayınlanan 110 yazı arasında Odatv iddianamesinin sanıkları arasında bulunan 7 kişiye ait toplam 35 yazı var. Kalan yazılarda imzası bulunan 30 kişi ise iddianamede suç işlendiği iddia edilmesine karşın şüpheli olmamış.

Potansiyel sanıklar; Kimler yok ki?
17. klasörde ise 99 haberden 43’ü halkı kin ve düşmanlığa tahrik, 56’sı ise darbe zemini oluşturmak amaçlı suçlama iddiasına örnek verilmiş. Bu bölümde Soner Yalçın’ın “talimatıyla” yazdığı öne sürülen Akşam gazetesinde yayımlanan Oray Eğin yazısı da yer alıyor. “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” başlığı altındaki 43 yazıdan 7’si alıntı iken kalan 55 yazıdan 16’sı, 15 kişiden alıntı. Odatv iddianamesinin sanıklarından üçünün 6 yazısı yer alıyor. Sanıklardan Yalçın Küçük ile ikisi 2007 diğerleri de 2008 ve 2009’da yapılmış röportaj ve görüş alma şeklinde 4 yazı bulunuyor. 11 yazıda imzası olan 7 kişi de şüpheli değil. Ahmet Şık kitabında ‘potansiyel sanıkların’ isimlerine yer vermeye devam ediyor:

“Bu klasörde yer alan 99 yazıdan toplam 23’ü alıntı. Bu yazıların sahipleri olan ve bir önceki bölümde isimleri bulunmayan yazarlar ise şöyle: BirGün’den Doğan Tılıç, Evrensel’den Mustafa Yalçıner, Hürriyet’ten Ertuğrul Özkök, Sedat Ergin, Yalçın Bayer ile o dönem gazetenin yazarlarından olan Bekir Coşkun, yine o dönemde Radikal’de yazan Mehmet Ali Kışlalı, Akşam’dan İsmail Küçükkaya, Vatan’dan Can Ataklı, AKP ve cemaatin basın bültenine dönen Taraf gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan ve Lale Sarıibrahimoğlu (Kemal), Radikal’in eski yazarı Türker Alkan, Yeniçağ’dan Fatih Erboz ile Habertürk muhabiri Cemal Doğan alıntılanan yazılarıyla “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” ile “darbe zemini oluşturmaya çalışmak” suçlamalarıyla karşı karşıya kalan isimler olmuş.”

Kozinoğlu için akıllara zarar ihbar mektubu
Ahmet Şık kitabında dava sürecinde cezaevinde yaşamını yitiren MİT’çi Kaşif Kozinoğlu’na da ver veriyor. Şık kitapta “Kozinoğlu, iddianame ve “deliller” başlığı altında, Kozinoğlu ile ilgili gönderilen bir mektubun ne kadar absürt olduğuna ve toplum sağlığı için kapatılmaları (tımarhaneye) gerektiğini ifade ediyor. “Sergünhan Topal” imzalı akıllar zarar ihbar mektubunda küçük bir kısım şöyle: “Barutçu Apartmanı’nda ikamet ediyorum. Barutçu demek, tetikçi demektir. Tetikçilere emir veren ise emekli Albay Fikri Karadağ’dır… Eşimin teyzesinin oğlu ve ablasının kocası Mehmet Efendioğlu. Kendisi Ergenekon mafyası üyesidir. Eşim onun aracılığıyla Ergenekon’a hizmet etmektedir. Bu amaçla benim uyarılarıma rağmen evin tül perdesini çok ince, içeriyi gösteren model yaptırdı ve şimdi evimizin tam karşısındaki apartmanın özellikle 5. ve 4. katından sürekli gözetleniyorum. Amaç dürbünlü tüfekle beni öldürmek ve kaza süsü vermek…”

Şık kitabında ayrıca savcılığın dava dosyasına girmesi gereken bir belgeyi kendisinin zor durumda bırakacağı için dosyaya koymadığına değiniyor. 9 ay boyunca dinlenen Kozinoğlu için 5 uzatma talebine rağmen Zekeriya Öz’ün de bulunduğu 4 savcı polisin talep yazısında ekli telefon görüşme tapelerinde yasadışı terör örgütü faaliyeti olarak nitelendirilebilecek bir bulguya rastlanmadığı için reddedildi. Red için verilen gerekçe de ‘kuvvetli suç şüphesi’ görülmüyordu ancak Kozinoğlu’nun aynı telefon konuşmaları daha önce tutuklama gerekçesi olarak gösteriliyordu.


(BirGün)


                                                                                                                                   


ASSANGE İÇİN DESTEK MEKTUBU

Yönetmen Michael Moore, yazar Noam Chomsky ve Naomi Wolf gibi muhalif isimlerin imzasını taşıyan ve Just Foreign Policy adlı STK’nın Ekvador Büyükelçiliği’ne teslim ettiği mektupta, Başkan Rafael Correa’nın Julian Assange’ın siyasi sığınma hakkı başvurusunu kabul etmesi isteniyor.

WikiLeaks’in kurucusu Assange’in Londra’dan alınarak Ekvador’a ulaştırılması için çağrıda bulunulan mektubun imzacıları arasında yazar Naomi Wolf, komedyen Bill Maher ve 1971 yılında Pentagon’dan gizli belgeleri sızdıran Amerikalı askeri analist Daniel Ellsberg de bulunuyor.

Ekvador Lideri Rafael Correa’ya Çağrı

Just Foreign Policy (Adil Dış Politika) adlı kampanya grubu adına Robert Naiman tarafından elçiliğe iletilen mektubun ekindeki dilekçede dört bin imza var ve Ekvador lideri Rafael Correa’dan Assange’in başvurusunun kabul edilmesi isteniyor. Assange, geçtiğimiz hafta İngiliz Yüksek Mahkemesi tarafından İsveç’e iade edilmesine hükmedilmesi üzerine Ekvador Büyükelçiliği’ne sığınmıştı.

“Suçu” Gazetecilik

Mektupta ayrıca, Assange’ın İsveç’e iadesine ilişkin endişelerin haklı gerekçeleri olduğu savunuluyor. Buna göre, “İsveç’te tecavüz iddialarıyla tutuklanacak olan Assange’ın, bu kez de büyük olasılıkla ABD’ye iadesi istenecek.” Mektupta, ABD’li yetkililerin WikiLeaks’e “düşmanlıklarını” açıkça ortaya koydukları ve “casusluk eyleminden” suçlu bulunursa Assange’ın idamla yargılanabileceğini söyledikleri hatırlatıldı. Assange’ın itham edildiği “suçun” aslında gazetecilik olduğu savunulan mektupta, basın özgürlüğüne ve halkın ABD dış politikasıyla ilgili önemli gerçekleri bilme hakkına yönelik bir saldırı sözkonusu olduğu belirtildi.

2010 yılında WikiLeaks internet sitesi, ABD Dışişleri Bakanlığı’na ait gizli yazışmaları ve Afganistan ile Irak işgalleriyle ilgili gizli belgeleri sızdırarak yayınlamıştı. Sızdırılan belgelerin farklı medya kuruluşları tarafından da yayınlanmaya başlanması üzerine, tüm dünyada anaakım medyaya alternatif bir medya hareketi yaygınlık kazandı. Gelişen alternatif medya, WikiLeaks tarafından sızdırılan belgeleri yayınlamaya devam ediyor.


(mesaisanat.com)


                                                                                                                                   


'ŞAHANE MİSAFİR'E İTALYA'DA BEŞ ÖDÜL

Yönetmen ve senarist Ferzan Özpetek ’in dokuzuncu filmi Şahane Misafir’ İtalya Yabancı Basın Birliği’nin dağıttığı Globo D’Oro Sinema Ödülleri’nden 5 heykelcikle döndü. İtalya ’da yaşayan yabancı gazetecilerin oylarıyla belirlenen ödüller, önceki akşam Roma ’daki Alman Akademisi’nde sahiplerini buldu. İtalyan sinema dünyasından çok sayıda ismin katıldığı gecede, Şahane Misafir; Ferzan Özpetek ’le ‘En İyi Yönetmen’, Elio Germano ile ‘En İyi Erkek Oyuncu’, Guiseppe Fiorello ile ‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’ ve Paola Minaccioni ile ‘En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu’ ödüllerini aldı. Yine filmde rol alan Anna Proclemer ise ‘Jüri Özel Ödülü’ne layık görüldü. Gecede, Giuliano Montaldo’nun yönettiği L’Industriale ’En İyi Film’ ödülünü alırken, ’En İyi Kadın Oyuncu’ kategorisindeki heykelcik, ‘Le Isole’ filmindeki başarılı rolüyle Asia Argento’ya gitti.


(mesaisanat.com)


                                                                                                                                   

''TEK TİP SANATÇI YETİŞTİREBİLECEĞİNİZİ Mİ DÜŞÜNÜYORSUNUZ?''

CHP Erzincan Milletvekili Muharrem Işık, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a, “Şevval Sam’dan başka konser vermesi iptal edilen başka sanatçılar var mıdır? Son beş yılda kaç sanatçıya yalnızca konserlerinde söyledikleri sözlerden dolayı dava açılmıştır? Ceza alan sanatçı var mıdır?" diye sordu. 

CHP Erzincan Milletvekili Muharrem Işık, TBMM Başkanlığı’na, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi. 

''Sam'ın Sözlerinde Sizi Rahatsız Eden Ne Var?''

Şevval Sam’ın, “Ben düşünce ve inanç özgürlüğüne inanıyorum. Örtünmeye karşı değilim. Eğer 20 sene önce başörtüsü serbest bırakılsaydı bugün bu problemler yaşanmayacaktı, başörtüsü bir ideoloji haline gelmeyecekti. İnancınıza saygı duyuyorum. Dünyada 7 milyar insan, 7 milyar farklı parmak izi varsa, bir o kadar da farklı düşünce olabilir. Farklılıklar, bu dünyayı renklendiren ve yaşanabilir kılan unsurlardır” şeklindeki sözlerinden dolayı baskı yapılıp konserlerinin iptal edildiğinibelirten Işık, “Şevval Sam’ın sözlerinde toplumu ya da sizi rahatsız eden ne var?” diye sordu.

''Tek Tip Sanatçı Yetiştirebileceğinizi Mi Düşünüyorsunuz?''

Işık, şu soruları yöneltti: 
''-Gerçek sanatçının muhalif olması ve toplumu yanlışlara karsı uyarması sizce kotu bir şey midir? 

-Tek tip sanatçı yetiştirebileceğinizi mi düşünüyorsunuz? 

-Şevval Sam’dan başka konser vermesi iptal edilen başka sanatçılar var mıdır? 

-Sizin veya başka bir bakanlığın yetkililerinin şu sanatçıları konserlere çağırmayacaksınız şeklinde hiçbir belediyeye baskısı olmuş mudur? 

-Son beş yılda kaç sanatçıya yalnızca konserlerinde söyledikleri sözlerden dolayı dava açılmıştır? Ceza alan sanatçı var mıdır?”


(anka)



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder